5 Kasım 2012 Pazartesi

Kazanyeri Sokağındaki Susam Kırıntıları...

80'li yılların başında dünyaya gelenlerden biri olarak kendini şanslı sayanlardanım. Çünkü biz, yani bizim neslimiz sokakta oynayarak büyüyebilme imkanını sonuna kadar kullanabilen son nesildi.

Çocukluğunu sabahtan akşama kadar sokakta düşüp kalkarak, kavga edip 2 dakika sonra barışarak, komşu evlerin bahçelerindeki ağaçlara saldırıp meyve çalarak, top oynarken acıkıp eve bile girmeden camdan annenin hazırladığı ekmek arasını alıp oyuna devam ederek, hava kararana kadar top peşinde ya da haylazlık peşinde koşup, hava kararınca saklambaç oynayarak, akşam ezanı okununca eve çağırılsa bile binbir yakarışla akşamın son saatlerinde de kapı önünde çekirdek çitleyerek geçirmemiş biri; çocukluğunu yaşayamamış demektir.

Şu an ki çocukların yaşantı rutinine okadar üzülüyorum ki. Hem ortam eskisi gibi çocukları sokağa salabilecek kadar güvenli değil hem de çocuklar için televizyonlarda yayınlanan içerikler eskisi kadar başarılı ve nitelikli değil. Şunu her zaman savunurum; büyüdüğünde kötü bir insan olmuş olabilir ya da kötü işler yapmış olabilir ancak "Susam Sokağı" izleyere büyüyen her çocuğun temelinde iyi niyet vardır. O aşıyı aldıysa bir kere, sağlamdır.

Hayatımın en büyük ve güzel şoklarından birini üniversiteye başladığım ilk yıl, ilk girdiğim iş'te yaşadım. TRT-1'de yayınlanan "Ne Seninle Ne Sensiz" dizisinde yönetmen asistanı olarak staj yapıyordum. Çocukluğumda kurmaya başladığım hayalime bu kadar yaklaşmış olmanın getirdiği bir heyecan zaten vardı ama daha da büyüğünün yaklaştığından habersizdim. Sette ilk günün sabahı yavaş yavaş insanlarla tanışmaya başlamıştım. Oyunculardan Sabri Özmener kapıdan girer girmez beni gördü ve gülümsedi. Gülümsemek bulaşıcıdır ama başka bi sıcaklık vardı onda. Beni tanımamasına rağmen...

Gün içinde bir şekilde onunla sohbet etme fırsatı yaratmaya çalışırken yemek arasında çay alıp yanına gittim. Staja başlamadan önce herkesin yaptığı geyik muhabbeti olan "sadece çay taşıyacaksın merak etme" lafı gerçek mi lan acaba diye düşünerek... Gayet sıcak bir tavırla yanındaki sandalyeye buyur etti ve sohbet etmeye başladık. Hani çok sevdiğiniz ve çok istediğiniz şeyler sizi bulur, sizi çeker ya kendine... Konuşurken öğrendim ki Sabri Abi, Çocukluğumun en önemli olayı olan Susam Sokağı'nda "Minik Kuş"'un içindeki adammış...

O an nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Ne yapacağımı bilemedim sevinçten... Minik Kuş'la çalışıyordum :) Gerçi hemen bu noktada şu itirafı da yapmam lazım ki; küçükken benim hastalığım fıçısının içinde yaşayan "kırpık"'tı.
Susam Sokağı bizim için tam anlamıyla bir okuldu. Evdeki anasınıfı... Günümüzle kıyaslarsak tablonun ne kadar acı olduğunu görebiliriz. Şuan televizyonlarda abuk sabuk animasyonlardan ibaret olan "pepe","keloğlan" ve türevleri var. Çoğunun da ortak özelliği dini içerikli olması ve çocukların beyinlerini bir şekilde yıkama çabasında olmaları. Malum ağaç yaşken eğilir...

Siz hiç mantardan cami gördünüz mü? Şirin Baba'nın şirinleri namaza çağırdığını? Peki "Lay lay la la la la..." şeklindeki şirinler şarkısının "Lay lay la la la la, la ilahe illallah..." versiyonunu duydunuz mu? Çocukluğunuzda kahraman olarak gördüğünüz He-Man "Gölgelerin gücü adına!" yerine "Allahım bana güç ver!" diye bağırdı mı? İnsanlara kolay geliyor. Ama çok kötü bir dönemdeyiz ve daha da kötüye gidiyor...

Susam Sokağı'yla hep bağlantı kurmuşumdur kendi sokağımız arasında. Benim doğup büyüdüğüm Kazanyeri Sokak'ta çıkmaz sokaktı ve tüm oyunlarımızı o sokağın çıkmazında oynardık, orda hazırlanırdık gençliğimize.

Susam Sokağı'nda bir Hakan Abi vardı gitar çalan, Bizim sokağımızda da Hakan Abimiz vardı ve o da bizimle elma-armut çalan Aysel Teyzenin Bahçesinden... Var mı bizim dönemden "Kurabiye Canavarı"'nı, "Açıkgöz"'ü, bir kolu çekip bıraktığında tüm masayı dolaşan top animasyonunu, "Arada Kaldım" şarkısını, Büdü'nün en sevdiği sayının "6" olduğunu, Açıkgöz'ün bir kadının bacaklarından doğru kendi bacaklarını keşfedişini, Susam Sokağının atmosferini hatırlamayan? Eminim çoğu yaşıtım için hala bir "Turbo" cikleti, bir "Taso", bir "Sulugöz" kadar değerlidir Susam Sokağı'da...

Şuan tekrar yayınlanamaz mı peki? Çok zor. Çünkü Fransız yapımı bir program ve ozamanlar TRT tek seferlik bir yayın hakkı satın almış sanırım. Şimdi tekrar yayınlanmak istense buna telif hakkı, Hadi satın alalım dense buna da sarıklı cübbeli TRT zihniyeti izin vermez. Hem keloğlanla dinimizin gereklerini aşılamak, pardon beyin yıkamak dururken ne gerek var? Ama şunu biliyorum ki bugün yine yayınlansa, işimi gücümü ayarlar bi şekilde tekrar izlerim. Eminim ki yalnız da değilim. Benim gibi bu konuda nostaljik yaraları olanlara yazının sonunda unutulmadığını düşündüğüm "Arada Kaldım" şarkısını paylaşıyorum. Ve yazıya uygun olduğunu düşündüğüm "Flört" grubunun "Dün TRT'de İzledim" klibini...

Sevgiler & Saygılar...:)




1 yorum: