6 Mart 2014 Perşembe

"Bunu gölge bir yere kaldırın…"

Çanakkale savaşında yaşanmış bir hikaye;

O zaman ki şartları hepimiz aşağı yukarı biliyoruz. Ama deseniz ki kimler gerçekten anlayabilmiş? Belirsiz. Hatta belli de.. Belli belirsiz… Siperlerin bulunduğu yere bir çadır kuruluyor. Çadırın içine ameliyathane. Fakat çadıra gelmeden önce bir masa koyuyorlar kenara. Kim yaralı olarak getirilirse öncelikle o masaya yatırılıyor. Masanın başında da elindeki morfin dolu şırıngayla bekleyen komutan..
Gün içinde mesleklerimizden, bize yüklenen sorumluluklardan binlerce kez şikayet ediyoruz. O komutanın omuzlarındaki yükü ve üstlendiği sorumluluğu hayal edebiliyor musunuz? Komutan şuna karar vermekle yükümlü;

Masaya yatırılan yaralı asker ameliyathane çadırına alınıp ameliyat edildiği taktirde yaşar mı, yaşamaz mı? Eğer yaşama ihtimali varsa o zaman o morfin iğnesini ona yapıyor. O ihtimal yoksa iğne de yok..
Çünkü morfin yok denecek kadar az. Ölüme mahkum bir yarası olsa bile o ağrıyı, sızıyı çekmemek belki herkesin hakkı evet ama yaşama ihtimali yüksek olanları elemek zorunda doktor komutan.. Sorumluluğa bakın.. Yapabilir miydiniz?

Bir asker getiriliyor masaya.. Doktor bakıyor ki şansı yok.

"Bunu kaldırın." diyor.

Bir başkasını getiriyorlar. Çünkü resmen ölüm yağıyor siperlere. Bakıyor ki onda da umut yok.

"Bunu kaldırın." diyor.

Sonra bir başkası. Bir tane daha, ve bir tane daha… Ve bir asker daha getiriliyor masaya.. Doktor bakıyor ki yarası çok kötü. Cümlesi aynı, değişmiyor.

"Bunu kaldırın."

Tam o sırada asker kalan takatiyle sesleniyor doktora;

"Baba!"

Doktor ve diğer askerler kaskatı kesiliyor. Asker yalvarıyor;

"Baba beni tanımadın mı? Benim!"

Herkes doktorun ne yapacağına bakarken doktor görmemek için siper ettiği şırıngalı elinin arkasından şöyle diyor;

"Bunu gölge bir yere kaldırın.."

Ve bir başka doktorla nöbet değişimi yaptıktan sonra gittiği çadırda oğlunun öldüğünü öğreniyor…

Bizler; ülke geleceği ve bağımsızlığı uğruna kendi oğlunun bile hayatını feda edebilen, öz oğluna bile iltimas geçmeyen insanların adalet anlayışı ve mücadelesiyle yapılan savaşlar sonucu özgürlüğümüzü elde ettik. O zaman ki baba-oğul ilişkileriyle günümüzdeki baba-oğul ilişkileri arasındaki farklar birden canlandı mı aklınızda?

"Anlamadım babacığım? Hangi kutuya koyıyım?


Sizin için ne ifade ediyordur bilmem ama Sunay Akın'ın benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Çocukluğumdan beri bulduğum her fırsatta hayal dünyamda yaşıyorum. Orda çok güzel bir kabuğum var. Kulaklığımı takıp yolda yürürken bile dinlediğim müzik sanki benim hayatımda, şuan gördüğklerimin fon müziğiymiş gibi düşünüp eğleniyorum. Bunun gibi Sunay abi de benim için benim hayatımın hikaye anlatıcısı…

Yine onun anlattığı bir hikaye yukarıda paylaştığım. Ağzına sağlık Sunay abi. Sunay abinin çok daha güzel anlatımından dinlemek isteyenler için;



3 yorum:

  1. -bunlar oğullarını da değil kutularını gölgeye koyarlar.
    -Sunay Akın..Evet.hayatımızın güzelliklerindendir. Hele olaylarla insanların, insanlarla insanların içiçe geçmiş -bir nev-i-tesadüfi zorunluluklarını araştırıp bulması ve o çocuksu sevinçlerle aktarması..doyulmaz..
    -sizin de gönlünüze sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok teşekkürler bu güzel yorum için..

      Sil
  2. İlk defa duyduğum bir hikaye , daha niceleri yaşandı kim bilir bu ülke refah içinde kurulsun yükselsin diye...
    Off , ne yazacağımı bilemedim daha fazla...

    YanıtlaSil