29 Kasım 2014 Cumartesi

Bir Uykusuz'un Rüyası Vol#28

Çıkmaz sokak..

Çoğu insanda olan çıkmaz sokaklarda kapana kısılmışlık ya da tedirginlik hissinin bendeki karşılığının huzur olmasını, çocukluk oyunlarımı çıkmaz sokaklardan birinde oynamış olmama bağlayacakken; yıllardır kullanılmayıp sarmaşıklara ve otlara teslim olmuş tren istasyonundaki, mevsimsel aralıklarla döven yağmurdan çürümüş tahtaları ve paslanmış demir iskeletiyle ayakta durmaya çalışan bankta oturmuş, hayattan elini eteğini çekmeye hazırlanan yaşlı bir çiftin istenmeyen gebeliği gibi peydah oluşumdan bu yana 7 saatin geçtiği düşüncesini soluyorum ciğerlerime...

Gidecek bir yeriniz olmadığını fark ettiğiniz an evinizdesinizdir. Her neresi olursa olsun..

Ciğerlerime çektiğim düşünceyi bir nargile bağımlısının en sevdiği yemekten sonra çektiği ilk fırttaki istekle koyveriyorum. Yola çıkalı oldukça zaman olmasına rağmen şuan bulunduğum noktanın bir güzergahın ilk istasyonu ve çıkmaz sokak olması, aslında bir arpa boyu kadar bile yol alamadığım gerçeğini yüzüme vuruyor. Yeni başladığınız bir kitabın dilinin sizi sarmaması yüzünden bir türlü ikinci sayfaya gönül rahatlığıyla geçemeyip bir önceki paragrafı tekrar ve tekrar okumanız gibi..

Drezin.. Daha önce bir drezin'i hiç gerçekte görmemiştim. Bir tren atomlarına bu kadar güzel ayrılamazdı. Belki biraz dinlenmek istediğimden belki kendimi bir sonraki rounda hazır hissetmediğimden bu kadar uzun burada bekleyişim.. Ya da bunların hepsi yıllardır kullanılmayan bir istasyonda bekleyene yolcu değil de salak denebileceği düşüncesine ayak üstü uydurulan bahaneler...

Hayatta yalnız olduğumuz gerçeğini çok küçük yaşta öğrenip, Tanrının kulları için çok daha ileriki yaşlarda öğrenmelerini bekleyerek hazırladığı sürprizi bozanlardanım. Ama insanlara ve sürprizi hazırlayana bunu belli etmemek için yüzüme ara sıra o şaşkınlığı ve tuhaf gülümsemeyi iliştiriyorum. En azından hayattan bu kadarını öğrendim..

Bazen seçebileceğimiz ikinci bir seçenek yokken ya da tam tabiriyle tek çaremiz varken yine de düşünmeyi seçeriz. Bunun sebebi tamamen hayvani yapımızın ait olduğu doğaya inat insani egolarımızı çiğnetmemektir. Sonuçta "mecbur değildim ben karar verdim" diyebilmek için. Tamamen bu dürtüyle drezin'e atlayıp asılıyorum kola.. Çocukken sadece çizgi filmlerde denk gelebileceğiniz; tren raylarında giden dört tekerlekli, iki kişinin karşılıklı olarak bir kolu indirip kaldırmasıyla yol alabilen bu aletin gerçeğini görmek insana yıllar sonra çocukluğuna ait sandıkta bulduğu jelibonların kokusu gibi geliyor.. İkinci kişinin eksik oluşu, bu son duraktan itibaren nereye gittiğini bilmediğim yolda daha da zor bir yolculuğun beni beklediğini gösteriyor.

Bir yeri sahiplenmeniz ya da kendinizi artık oraya ait hissetmeniz için orada ne kadar zaman geçirmeniz gerekir? Çocukken yastıklar ve nevresimlerle yaptığınız sığınak, anne baba kavgasından; duygularınızın etrafa saçılmasını önlemeye çalıştığınız ve 7 saatinizi geçirdiğiniz bank, sonunu göremediğiniz bir viraja benzeyen yolculuk öncesi psikolojisinden sizi koruyabilir mi? Yanımda sadece çantam..

Yerde bulduğum, üzerindeki tarih silinmiş bir biletin üzerine uykusuz yazarak bankın üzerine bırakıyorum. Tarih yazısının silinmiş olması bir bakıma yolculuğumun zamandan soyutlandığını hissettiriyor. Sadece bir kaç saniyeliğine.. Hepsi o kadar..

İstasyon yıllardır kullanılmasa da benden sonra bekleyecek olabilir düşüncesiyle ya da insanın aptal doğası gereği iz bırakmaya çalışmasıyla yaptığım bu hareket; tuvaletinizi yaptıktan sonra rulodaki tuvalet kağıdının bittiğini farkedip dolaptan yeni ruloyu alırken ne kadar özen gösterseniz de ıslak parmağınızın ruloda bıraktığı izle sizden sonraki kişiye "Oradaydım" mesajı bırakmanızla hemen hemen aynı hissiyatı taşıyor..

Yürümeyi tekrar öğrenen birinin adımlarıyla eş değerde hareket ederek yola koyuluyorum. Drezin bana trenin yavrusundan çok yıllarca ruhani yolculuklara çıktığım lunapark oyuncaklarını hatırlatıyor.  Gökyüzünün katmanlarında yolculuk yaptığım tren, Nuh'un gemisindeki hayvanları topladığım gondol, 15 derece geriye yatarak dünyanın merkezine seyahat edebildiğim dönme dolap ve şuan önümdeki viraj gibi, bir yere varacağına kendinizi gerçekten inandırırsanız istediğiniz her yere gidebileceğiniz atlı karınca..

Tı-tık tı-tık.. Tı-tık tı-tık..

4 yorum:

  1. Gidecek yerin kalmadığında görecek yerin kalmıyor bu hayatta...

    YanıtlaSil
  2. Gidecek yeriniz niçin olmasın ? Yalnız değilsiniz eşiniz var :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidecek yeri olmayan ben değilim. Bu hikayedeki karakterle ilgili bir cümle. Ve evet yalnız değilim, eşim benim her şeyim..

      Sil