14 Kasım 2012 Çarşamba

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#2

Soğuk... Evdeki ve göğsümdeki tüm pencereler açık, banyonun zeminine oturmuş apartman boşluğunu dinliyorum... Kaç kat, kaç daire varsa o kadar hayat ve o kadar yaşam tınısı... Bodrum katının banyosunu apartman boşluğuna denk getirmek mimarın şahsi fantezisi miydi yoksa bir gereklilik mi bilmiyorum. Ama üşüyorum... Ruhum üşüyor...

Ders çalışmamı tembihlerken bile önce camı aç derdi babam. Açtım tüm camları. Havalanıyor içim. Tüm organlarım, içimde biriken tüm pislik... İçimizi de havalandırmalıyız arada. Annem görseydi betona oturma derdi açık pencereleri görmeden önce. Düşünüyorum... Babam bu uyarıyı yapmazdı sanırım. Küçükken mahalle maçında kullandığım penaltı komşunun camında patladığında da sadece "Neden?" diye sormuştu. Ben de "Öyle gerekiyordu" demiştim. Mahalledeki çocuklar arasında dönmesi olası "penaltıyı gole çeviremedi" söylentisi Nurdan Teyze'nin altın gününün orta yerine mikasa topu gönderip tüm yiyeceklerin ve ayın talihlisine verilmek üzere bir köşeye konan ganimetin darmadağın olmasından daha mı değerliydi? Evet.

Koridorun ışığı ve banyonun kapısı açık yalnızca... Üst kattaki sevgili kavgası, bir üst kattaki çocuğun veli toplatısı sonrası evdeki gerginliği hafif boğuk bir efektle banyomda yankılanıyor. Tüm bu düşüncelerimin üzerine sifonu çekiyor üst kat aniden. Ne demek istiyor? Ben hala üşüyorum... Ruhum üşüyor... Uzanıyorum. Gecenin de sesi ekleniyor yankı bulutuna... Şimdiye kadar dinlediğim en gürültülü ninni...

Gözlerim ağırlaşıyor yine...

Uyumuyorum.


3 yorum:

  1. Yeni takip etmeye başladım,
    Gerçekten akıcı ve samimi bir yazı tarzınız var.
    Güzel...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler düşünceleriniz için :)

      Sil
  2. Yeni takip etmeye başladım... Ve bu tek kelimeyle muhteşem bir yazıydı.

    YanıtlaSil