30 Kasım 2012 Cuma

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#7

Kendini yüksekte gören bir insanın gözünden düşmek kadar çarpıcı ve zor gözlerimi aralamaya çalışmak... Mahalle maçı esnasında top bahçeye kaçtığında pencereyi tıklatarak annemden su isteyip ve top gelene kadar suyu içip sahaya dönebilmenin telaşıyla paralel yatakta doğrulup dengemi sağlamaya çalışmak... Günün ilk aynaya bakışında gözlerimin etrafında gördüğüm geceden kalma şeritsel morluklar aynı günün gazetesinin 3. sayfa haberlerinden birini okumak gibi... Gün içinde çok az aynaya bakanlardanım. Kendimle çok sık karşılaşmayı ve muhattap olmayı sevmiyorum. Merhaba merhaba... O kadar... Oysa her sabah programında en az 3 kere söylenir güne gülümseyerek başlayın diye. Aynaya bakarken aklıma bu geldiğinde, söylendiği gibi gülümsemek yerine neden en az 3 kere söylendiğini, izleyenlerin salak mı olduğunu düşünüyorum. Bu istisnalar hariç her sabah oluyor. Ama benim gülümsemem biraz farklı... Ölüm anında saniyenin bilmem kaçta biri kadar bir sürede her insanın mutlaka gülümsediği söylenir. Ne kadar bilimseldir ya da norveçli balıkçılar da onaylamış mıdır bilmiyorum ama benim gülümsemem tam olarak buna benziyor. İntihara karar vermek intihar etmekten daha zor bir süreçtir. Ama uçurumun kenarına geldiğinizde yer çekime teslim olmaya ramak kala yüzünüzde oluşacak küçücük bir gülümseme her şeye inat, asi bir gülümsemedir... Hayatımı idame ettirmek için çalıştığım lunaparkta her gün kendimi idam ediyorum aslında... Birazdan bir öncekinden farksız, daha da öncekinden belki biraz daha farksız bir gün daha başlayacak. Ben tamamen aynadakinin yalancısıyım. Koca evin yalnızca koridorunu ve banyosunu kullanan ben işe gitmek için her gün kıta değiştiriyorum. Bir nevi insanın İstanbul'la arasını yapan çöpçatan vapurlarla... Her sabah istemedikleri, mutsuz oldukları işlerine giden insanların arasından geçerek... Yüzüme aynadaki gülümsememi bantlayarak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder