22 Şubat 2013 Cuma

İdil'im Mutlu Yıllar...

Bu yazıyı yayınlamayı kendime bir borç biliyorum. Bu saçmalığa, bu mantıksızlığa, bu diktatörlüğe bir başkaldırıysa bunu yayınlamak, evet başkaldırı. Bu, yayınlayabilecek sayılı kişilerden olduğu düşüncesiyle Yılmaz Özdil'e gönderilmiş bir mektup, bir babanın isyanıdır. Daha çok insana ulaşması gerektiğini düşündüğüm için naçizane katkıda bulunmak istedim. Ben böyle bir acıyı tasvir edemiyorum. Bir an önce kavuşmanız dileğiyle...

Sevgili kızım, İdil’im...

Bu doğum gününde de yanında değilim. Esaretim başladığında yürümeye yeni başlamıştın, 15 aylıktın. Bugün 22 Şubat, üç yaşını bitiriyorsun. 21 aydır babalık yapamadığım için senden özür diliyorum.

Maalesef çok erken tanıştın, hiç tanışmaman gereken hapishane yollarıyla... Gece yarıları annenin kucağında otogara taşındın, otobüs koltuklarında uyuklayarak bilmediğin mesafeleri teptin, sabahın köründe Hasdal kapılarına geldin, hepi topu bir saat kokunu içime çekebileyim diye, saatlerce bekleştin. Ne de çabuk tükeniyor o sayılı 60 dakika... Sana bunları yaşattığım için özür diliyorum.
*
Uzuuun ayrılık günleri ve alt tarafı bir saatlik görüşmeler nedeniyle, her seferinde adeta yeni baştan tanıştığımız için... “Sen de bizimle gelsene” dediğinde, gülümseyerek “yakında” dediğim için... Ve, artık sanırım sen bile bildiğin, çoktandır “sen de gelsene” demediğin için... Senden özür diliyorum.

Ne diyebilirim ki sana bebeğim... Balyoz diye bir dava var, 3 Kasım 2002 seçimi bile yapılmadan önce, ben daha üsteğmenken, dijital belge hazırladığımı iddia ediyorlar; ortada henüz seçim yokken, ortada henüz kazanan yokken, ortada henüz hükümet yokken, henüz kurulmamış hükümeti yıkmaya teşebbüs ettiğimi öne sürüyorlar mı diyeyim? Üstelik, o dijital belgenin sahte olduğunu bilimsel olarak ispatladığım halde, imzam olmadığı halde, bilgisayarımda olmadığı halde, aleyhimde tanık olmadığı halde, görüntü-iletişim kaydı olmadığı halde, 16 sene hapis verdiler mi diyeyim? Uğruna canımızı vermeye hazır olduğumuz vatanımızda esir olduk mu diyeyim? Bunları bu yaşta anlayabilmen elbette mümkün değil... Yaşı anlamaya müsait olduğu halde, anlamazlıktan gelenler adına, senden özür diliyorum.
*
Büyüyeceksin, dünyayı tanıyacaksın; kendi ordusuna yapılan bunca saldırıyı, böylesine kayıtsızca seyreden başka bir memleket göremeyeceksin kızım... Ailelerimizden sanki vebalıymış gibi uzak durdukları, bulaşıcı olmasından korktukları, neme lazım filan diyerek arayıp sormadıkları, bizimle beraber eşlerimizi, çocuklarımızı da yaftaladıkları, yalnızlığa mahkûm ettikleri için... Senden özür diliyorum.
*
Bu mektubu, belki köşesinde yayınlar diye Yılmaz Özdil’e gönderiyorum. Çünkü, bu davaların sanıkları yazılıyor ama, mağdurları yazılmıyor. Bu davaların gerçek mağdurları, çocuklarımız... Toplumun, en azından bugünlük kendi çocuklarına sarılırken, bu gerçeği yüreğinde hissetmesi adına yazıyorum.
*
Canımın içi...
Doğum günün kutlu olsun.
Telafi edemeyeceğimiz, asla geri gelmeyecek bu kıymetli günlerde seni omuzlarımda gezdiremediğim, sarılamadığım, öpemediğim, masal okuyarak uyutamadığım, uyumanı seyredemediğim, saçını okşayamadığım, büyümene şahit olamadığım, kavuşacağım günü çaresizliğin sabrıyla beklediğim... 630 gündür olduğu gibi, bugün de babalık yapamadığım, yapamıyor olduğum için özür diliyorum.

Seni canından çok seven baban,

Ayhan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder