12 Şubat 2013 Salı

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#16

Maça'yla karşılıklı susuyoruz... Kompartımanda yalnızca trenin tünele girdiğinde yankılanan tıkırtıları ve camdan süzülen ay ışığı var... Bir boşluktan süzülen ışıklar hayatımın hiç bir evresinde peşimi bırakmıyor. Yalnız olduğunuzdan emin olduğunuz halde takip edildiğiniz hissini kanıtlarcasına bizim vagonu takip eden diğer vagonlarda da ölüm sessizliği var...

Ölüm sessiz değildir. En azından benim bugüne dek şahit olduklarım bana bunu öğretti. Kulak çınlamasından muzdarip doktor kapısını aşındıran insanlar, hayatlarının bilmedikleri çok önemli bir evresinde zihinlerine kazınan bazı olayların hayatlarına fon müziği gibi eşlik etiiğinin farkında değiller. Ben bana ait olmayan tiz bir çığlıkla yaşıyorum. Bana ait olan sadece klasik müzik...

Babama dair içimde beslediğim anılardan çözünürlüğü en yüksek olanı, sebebini hatırlamadığım bir hatadan dolayı karanlık banyoya kilitlenerek "Seni fareler yesin" denmesiydi. Benim çığlıklarımın duyulmaması, vicdanlarının sesinin bastırılması için bulunan çözüm ise Mozart. Mozart'ın besteleri hiç bir zaman annemin benim çığlıklarım karşısında piyanonun başında çaresizlikten gözyaşı dökmesini gerektirecek kadar duygusal olmamıştır. Ama öyleydi...

Ben bu düşüncelere dalmışken, Maça beni korkudan şıçratarak yerinden fırlıyor ve karanlıkta parlayan kanat genişliğiyle kompartıman kapısından çıkıyor. Bense bu anlık korkunun geçmesini beklerken Maça'nın karanlıkta kanat çırpışını neden ağır çekim gördüğümü düşünüyorum. Uykudan aniden uyanmış olmanın verdiği sersemliği üstümden silkeledikten sonra peşinden koşuyorum. O benim tek yol arkadaşım...

Bir kaç vagon sonra hayatımda beni tokatlamasını engelleyemediğim manzaralardan biriyle daha karşılaşıyorum. Vagonda tam 3 cesedin çeşitli şekillerde yerde yattığını gördüğümde kalp atışlarımın hızlanmasıyla görüntü bir an bulanıklaşıyor. Kendimi dizginlemeye çalışıyorum. Hayır! Şimdi olmaz!
Bir kaç kelime kendime söz geçirebildikten ve görüntü hafif netleştikten sonra, kollarını iki yana açmış, gözleri kapalı bir şekilde, yüzündeki tarifsiz gülümsemeyle metroda beni seyreden soytarıyı fark ediyorum...

Bir şeyin hayalini kurmakla gerçekleştirmek arasında asla hesaba katılmayan şeyler vardır. İçimdeki kini beslerken, yıllarca tekrar ve tekrar alacağım intikamı zihnimde seyretmeme rağmen, yıllar sonra karşılaştığım ilk ölümde dizlerimin bağının çözülüp kalbimin ağzımda atıyor olması da benim hesaba katmadığım nokta. İstediğiniz kadar planlayın. Mutlaka başka plan yapanlar da çıkıyor...

Kapıdan geri çıkıp koridorda çömeliyor ve nefes almaya çalışıyorum. Oda sıcaklığında buz kesiyor düşüncelerim. İntikam almak istediğiniz her neyse, en zor kısmı onunla yüzleştiğinizde her şeyi baştan yaşamak zorunda kalmanızdır. Koridor karanlık... Kalbimin çığlıkları kulağımda ve ayaklarımın altında binlerce fare...

İlk defa; oturduğu yerden gözlerini açarak soytarı bana bakıyor. Omzunda Maça...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder