26 Şubat 2013 Salı

Gitmek...

Bir kış sabahı gitmek...

Tüm mantıksızlıkları, koşturmacaları, anlamsız mücadeleleri; hiç bir ödülü olmayan, hatta sonunda hayatının avuçlarından damla damla döküldüğünü ve yol boyunca sadece birazdan güneşte kuruyup yok olacak izler bıraktığını anladığın yarışları geride bırakıp yanına hiç bir şey almadan gitmek...

Nereye olduğunu, nelerle karşılaşacağını, nasıl hayatta kalabileceğini bilmeden... Yalnızca gitmek...
Sabahın sisli havasında yavaşça soluklaşmak ve sahnenin dumanı arasında kaybolurcasına silinmek...
Kendi hücrelerini gerçekten hissederek yaşadığın hücreden firar etmek... Güneş yüzünün bir yanını yakarken diğerini tren camının soğukluna bırakmak, ne kadar amaçsızca görünse de yaşadığını hissetmek...

Böyle nefes almak çok zor. Ve unutuluyor zamanla... Arada bir nefes almak için, yarış atı olmadığınızı fark edip, durup hayatı dışarıdan seyretmedikçe unutuluyor. Sonrasında oksijen makinesiyle bile alamıyor insan o nefesi... İçinde bulunduğunuz o tren kaçıyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder