27 Aralık 2012 Perşembe

İnce Bir Burun Sızısı...

"İlkokul 1. sınıfta okuyan çocuk okuldan çıkar çıkmaz çırak olarak çalıştığı dükkana gidiyor, yerleri siliyor, ustasına çay dolduruyordu. Gece geç dönüyordu evine. Avluya açılan bir kapı bir şato kapısından farksızdı. Çocuk ayak parmaklarının ucuna kalkıp mandala uzansa da dilini aşağıya çekecek  güç cılız kollarında yoktu. Yorgun çırak, kapının eşiğine oturuyor ve sokaktan kendisine yardım edecek bir gece bekçisinin ya da sarhoşun geçmesini bekliyordu. Zaman makinesi icat ve bana tarihte yalnızca bir güne gitme hakkı verilse hiç düşünmeden o çocuğun önünden geçmek isterdim. Beni görünce sevinecek ve şunları söyleyecektir;

"Abi ben terzi çırağıyım, ustam işten geç bıraktı... Gücüm yetmiyor... Şu kapının mandalını açsana!"

Gülümserdim. "Saçlarını okşardım" diyeceğim ama başında mutlaka 5 numara traş vardır. Açardım kapıyı... O da "Sağ ol abi" der ve yorgun bedeniyle avlunun karanlığında kaybolurdu gözden... Ben de derdim ki ardından;

"Sen sağ ol baba!... Hayatta bana açtığın tüm kapılar için sen sağ ol!..."

Sunay AKIN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder