25 Aralık 2012 Salı

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#10

Beklemediği bir telefon geldiğinde insanın yüzünde oluşan şaşkınlık okunabilir belki... Ama benim durumum biraz farklı. Yıllardır hiç bir yaşam belirtisi göstermeyen, bağlı bile olmayan telefonumun gecenin ilk saniyelerinde sessizliği yırtması karşısındaki şaşkınlığım ve çaresizliğim göz kenarlarımdaki çizgilerin arasına bulaştı. Hazırlanıyor gözlerim. Açmayabilirdim. Odada telefonun klasik tınısının haricinde her çocuğun mutlaka hayatında bir kez de olsa duyduğu "Gece çalan telefondan hayır gelmez" nasihati yankılanıyordu. Annemden bana eski bir yüzükle bir kaç sökük dantel ve tek kullanımlık nasihatler kalmıştı. Bu da onlardan biri. Kullanabilirdim. Ama kimse anne sözü dinlemez...

Bugün benim doğumgünüm... geleneksel kaçıncı olduğunu benim de bilmediğim... Çalan telefonun ucunda sadece gülümseyen ama bana çok şey ifade eden bir sessizlik vardı. Çoğunuz o telefonun hiç çalmadığına inanmayı tercih edebilirsiniz. Ama hayal ürünü bile olsa hatırlanmak güzel şey. Diğer hiç bir şey gibi... Yerimden kalkmaya kendimi ikna edip aynada yeni yaşıma bakmaya gittiğimde tanışıyorum 28'le. Bir yerden tanıdık geliyor ama tam çıkaramıyorum... Ağzımın kenarında silmeyi unuttuğum isteksiz yarım bir gülümseme...

Gök gürlüyor... Yatmak lafı benim için ne kadar sembolik olsa da dün akşam kendi kendime kavga edip yatakları ayırdım ve kanepede ben yatıyorum. Kendimden sıyrılıp yalnız kalabildiğim ender anlarda gerçekten bir şeyler hissedebildiğimi fark ettim. Kanepenin en ücra köşesi bugün çok kalabalık. Sürpriz doğumgünü partisi benim adıma gibi görünse de adapte olamayan, yorganın altında sıkışmış hissedip dansa katılamayan bir ben varım. Bazen sizi dış dünyadan koruduğuna inandığınız kalkanınız olur o yorgan. Hani istemsizce hareket edersiniz de birden herhangi bir boşluktan hava alır yorganın içi ve doğmadan önce tüm gereksiniminizi karşılayan anne karnındayken o karın bıçaklanmış gibi hissedersiniz ya...

İşten elini eteğini çekmiş bir iskoç erkeği gibi hareketsizim kendi doğumgünü partimde. Umutluydum oysa. Savaşabilirdim kendimle, savaşabilirdim... Kağıttan gemiler, filikalar yapmıştım. Beni hiç şaşırtmadı kaderim ve önce filikalar battı... Savaş sonrası alkolle yaptığım ateşkes antlaşması sonucunda vücudumun güneydoğusunda karaciğerimi kaybettim. Ya da böyle giderse kaybedebilirim... Hangisini sevdiyseniz...

Doğumgünümü; ışıltısından yanına yaklaşılamayan muhteşem hayatımın en önemli parçasını oluşturan yatağımda, deli gömleği giydirilmiş yalnızlığımla birlikte kutluyorum. Pastası olmayan kullanılmış bir mum üfleyip odayı zifiri karanlığa, yeni yaşımı da sönen küçücük alevin dumanıyla birlikte gökyüzüne teslim ediyorum...


2 yorum:

  1. Doğum gününüz kutlu olsun..nice mutlu senelere, eşinize kavuşmanız dileklerimle...

    YanıtlaSil