18 Aralık 2012 Salı

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#9

80 yaşındayken bile uzun vadeli planlar yapabilmeli insan dedikten 1 gün sonra ölmüştü babam. Bu ne kadar plana dahildi ya da o an mı karar verdi bilmiyorum. Ya da oğluna ilk defa hayat dersi verdiği anın büyüsü ve heyecanına yenik mi düşmüştü?... Ama ben dersimi aldım. Asla plan yapmıyorum...

Gece. Ellerim, kollarım açık halde yattığım yatağın üzerine süzülerek düşen siyah saten bir örtü gibi çöküyor üzerime her gün birbirine yakın saatlerde. Üzerime doğru hareketlendirdiği havaya bulaşan kokusu derin bir nefesle içimden geçtiğinde anlamlanıyor her ne varsa... Beni yalnız olarak görüyorlar, düşünüyorlar. Oysa ben dünyayı hissediyorum lunapark'ta gece olunca... Çarpışmaktan yorulan arabaların, aynı hızda ve aynı yörüngede birbirini kovalamaktan yorgun düşmüş atlı karıncanın, dönüp durmaktan ziyade "Bu kadın seni donunda sallar oğlum" esprisini duymaktan yorulan ve yıpranan balerinin donuk bakışları arasından kendimden en emin yürüyüşümü takınarak geçiyorum... Ağır adımlar ve ikinci el bir karizmayla...

Dönme dolaba binip arkama yaslandığımda, yukarı çıkarken omuzlarımdaki tüm yükü yerçekimine kurban veriyorum... Var oluyorum... Hiç dönme dolapta gözlerinizi kapattınız mı? Çoğu insan en tepedeyken etrafı izlemeyi amaçlar. Ama gözlerinizi kapattıktan sonraki 3. turunuzda dünyayı izleyebiliyorsunuz. Bunu ben dahil çok az kişi biliyor. Teşekkürler dede... Kendimi tamamen kaybettikten sonra yüzümde anlamsız bir gülümsemeyle, yüksek salıncakları çalıştırdıktan sonra binip, durduracak kimsenin olmadığını 50 turdan sonra farkederek hayatlarını eğlence sektörüne feda eden 2 lunapark görevlisini selamlıyorum... Çabaları takdire şayan...

Eve dönmek dünyadaki en değerli duygu. Kapı kilidinin size özel notalarını, koridordaki parkelerin sayısını ezbere bilmenin verdiği özellik hissi. Her insanın ortalama 80 metrekarelik özgür ve çıplak kraliyeti... Hayatım bu kadar karanlık olmayabilirdi belki. Ama her şeyin bir sebebi var. Dedem babaannemi öldürürken aynı yatağın altında olmak ne babamın suçu, ne de babamın dedemi örnek alması annemin...

Dedemden bana kalan sayılı önemli eşyadan biri de arayacağınız kişinin sabrını da sınayabildiğiniz çevirmeli yeşil telefondu. Anısına ne kadar saygı duysam da hiç bir zaman evime telefon bağlatmadım. Her isteyenin istediği an size ulaşabilmesi adaletsizce. Ay hangi evresinde olursa olsun hiç bir zaman ışığının vurmadığı köşemin tek ve daimi misafiri oldu bu hatıra...

Koridora uzanıp günün yorgunluğunu taşlara yaymak... Göz kapaklarını titretmeden süzülen yaşın uyandırdığı irkilme ve hiç beklenmeyen bir sesin karanlıktaki tüm huzuru yırtıp atması...

Telefon çalıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder