1 Ocak 2013 Salı

Yeni Yılda Kendinizi Ertelemeyin!

Her yılbaşı olduğu gibi bu yılbaşı da, bir önceki sene kullanılıp tekrar rafa kaldırılan hayaller, tozlu raflardan indirildi ve yine bu yıl için dilekler tutuldu. İnsanların bana göre tek sıkıntısı dileklerini diledikten sonra bunun için hiç bir şey yapmadan gerçekleşmesini beklemesi. Böyle olunca da bu dilekler nesilden nesile kalan, belki de torunlarımıza bile bırakabileceğimiz miraslar olmaktan öteye gidemiyor. Bir hayaliniz mi var? Hayatınızda bir değişliklik mi yapmak istiyorsunuz? 1 saniye bile beklemeyin... Çünkü elinizde "şimdi"'den başka bir şey yok...

Bilmiyorum sadece bizim toplumumuza mı özgü bu ama bizde karakteristik bir özellik olmuş tembellik. Kendimden örnek vermek gerekirse özellikle üniversitedeki öğrencilik dönemi. Hayat için en çok hayal kurulan, plan yapılan ama en çok da tembellik yapılan dönem sanırım. Millet olarak bir diğer karakteristik özelliğimiz olan "işi son dakikaya bırakma"'yla da birleşince tadından yenmez bir hal alıyor. Kendi öğrencilik dönemimden şöyle bir örnek verebilirim;


"Erkenden ders çalışmaya başlamak amacıyla sabah 09:00'da uyandım ve dedim ki, "Derse başlamadan önce şöyle güzel bi kahvaltı yapayım. iyi gelir." Kahvaltının akabinde demlenen keyif çayı ve "Ulan ne olup ne bitiyor memlekette haberimiz olsun" amacıyla ters düz edilen gazeteyle birlikte saat 12:00 oluyor. "Bulaşıklara hiç girmeyeyim şimdi çünkü ders çalışmalıyım." Geçiyorum masaya... Şimdi bir müzik açmak lazım. Açtık. Hazır müziği açarken pc'nin başına geçmişiz bir de maillere bakalım da temiz başlayalım derse. Hani kafamıza bir şey takılmasın. Nasıl olsa halledilir, daha akşama yıl var. Şu şarkıyı da dinleyeyim, şu maile de cevap yazayım derken bu msn ne ara açıldı? Benim farmville'de ne işim var lan? Oha lan saat 15:00 olmuş! Ev arkadaşımın odaya dalıp acıktığını ifade etmesinin üzerine, midemin ezildiğini fark edip "Açken zaten bir şey anlamam, yemek yer sağlam bi şekilde başlarım çalışmaya" şeklinde resmen kendimin ağzına bir parmak daha bal çalıyorum. Yemek hazırlanıyor, sofraya oturuluyor, yeme eylemi, sofra keyfi, yemek sonrası makara-geyik dakikalarının ardından, "Hacı sen bulaşığa gir ben de bi çay atayım" cümlesi telafuz edildiğinde saatin nasıl olduysa 18:30 olduğu göze çarpıyor. Haberler başlamıştır. "Açsana mösyö bi bakalım neler olup bitmiş." Saat bildiğin 20:00. O değil de fena sıkıştım... Tam da derse başlayacaktım ama böyle rahatsız çalışılmaz. Şu uykusuz'u da alayım yanıma. "Beyler ben doğuma giriyorum, rahatsız etmezseniz sizin adınızı veririm doğan çocuğa..." Evet sonunda masamdayım. Çayın altına baktınız mı? Çay hazır. Dur bari 1-2 tatlı şeyle şu çay faslını da kapatalım da öyle çalışırız. 2-3 parça not alt tarafı, birer kere okusam bile bir şeyler kalır. ( hay iç sesimi ...) Hacı bi bardak daha doldursana bana. Oha lan bu sefer sevişecekler galiba Behlül'le Bihter!. Bunlar da çok reklam veriyorlar deli gibi uzadı dizi. Hayır o değil milletin işi gücü var bağlıyorlar böyle ekrana. (canım iç sesim...) Beyler ben odama çekiliyorum. Sınava çalışacağım. Saat 22:30. Bu iş masada olacak gibi değil, yatağa uzanayım öyle okurum. "Alo? Naber hatun? Ben de seni..." Saat 00:00. Oha saat kaç olmuş! Uyku da bastırdı hafiften. Bari moda girmişken yatıyım da sabah dinç kafayla çalışırım...



Ulan sığır! Sınav zaten sabah 08:30'da! Sabah dinç kafayla çalışacakmış! Sen bu sabah da dinç kafayla uyanmadın mı hayvan herif! Kafana sıçayım senin!. Ya da dur... Sabah dinç kafayla sıçarım...!!!"

İşin özü; bu yıl hiç bir şeyi ertelemediğiniz güzel bir yıl olsun. Eğer gecenin köründe karpuz çekiyorsa canınız, gidip bulun o karpuzu...:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder