8 Aralık 2011 Perşembe

Michael, Peter Pan ve Dayım...

yaşıtım olan çocukların, voltranhe-man ya da ninja kaplumbağalardan özellikle michalengelo’yu kahraman olarak benimsedikleri dönemlerde, çocukluk kahramanım olarak hayatımda yer edinmiş efsane. burası yazının tanım kısmını oluşturuyor. bu yazıyı yazabilmek için 25 haziran 2009 den beri bekliyorum ve anca bu gücü bulabildim. çocukluk kahramanımı kaybettim...

dayım sayesinde başlamış her şey... ben 3 yaşındayken çıkan  bad albümü, dayımın önerisiyle benim uyku müziğim olmuş. ne zaman uyutulacak olsam, kasetçalar’a bad albümü takılır ve tüm gün evin altını üstüne getiren serkan'ın sakinleşmesi beklenirmiş. işe yararmış da. bu kısımları çok net hatırlamıyorum ama, 4 yıl sonra 1991’de bir sabah uyandığımda, yastığımın altında yine dayımın hediye ettiği dangerous albümünü gördüğüm anı hayatım boyunca unutmayacağım. neden bilmiyorum ama albümü elime alır almaz koklamıştım ve o albüm hala farklı kokar bana. şimdi düşününce bu bile anlamlı geliyor. bu zamana kadar çok az vakit geçirebildim dayımla. almanya’da yaşıyor olması, gerçekten çok nadiren ziyarete gelebilmesi ve daha birçok nedenden ötürü hayatımda dayımla görüşmelerimin toplamı 6 ya da 7 dir. onu çok seviyor olmamdan, çok az görüyor ve sürekli özlüyor olmamdan ve sınırlı görüşmelerimiz sırasında da hayatıma michael jackson’ı sokmuş olmasından sanırım, belli bir yaşıma kadar dayımla michael jackson’ı özdeşleştirmiştim, michael jackson’ı dayım sanmıştım. evet belki şu yaşta olsa hastalıklı bir durum olurdu ama o yaşımı düşündüğümde çok masum geliyor bana.

tüm okul sonraları ve yaz tatili boyunca sokakta dahil olduğum oyunlar, mahalle arkadaşlarıyla organize olunarak çıkılan meyve hırsızlıkları ve bunun gibi bir çok aktivite, dayımın bu son armağanıyla sekteye uğramıştı. 
 alamancı akrabası olan çoğu türk ailesi gibi almanyadan gelen elektronik aletlerde başı çeken kasetçaları resmen kulağıma yapıştırmış; tüm gün michael jackson dinliyor, karşı apartmanın duvarında düzenlenen geleneksel penaltı çekişmelerini, hava karardığında oynanan saklambaç’ı ve hatta karanlıkta saklambaç oynarken üst mahalleden ayça’yla aynı yerde saklanabilme ihtimalini bile görmezden geliyordum. tek aktivitem o olmuştu. dayımı göremesem de, o bana düzenli olarak michael jackson’ın konser video kasetlerini gönderiyor, yine bir alamancı klasiği olarak çoğu evde yer edinen video ile, dayımı görmemi sağlıyordu. kulağı hoparlöre yapıştırıp müzik dinleyerek geçen zamanlar, yerini çevirip çevirip konser kasetlerinin izlendiği seanslara bırakmıştı. yaşın da ilerlemesi ve ergenliğe de girilmesiyle, izlenilen video kasetler, idol olarak michael’ı almalar, onun gibi giyinmeye çalışarak ayna karşısında ya da gün ışığının beyaz kapıya vurmasıyla oluşan gölgede yapılan dans taklit denemelerine bırakmıştı. sanırım bir akşam yemeği sırasında bir yandan tabaktaki yemekle oynarken bir yandan da eni vici vokke şeklinde kendi kendime mırıldanırken, babamın eni vici vokke’yi yanlış anlaması sonucu michael jackson yüzünden ilk banyo cezamı aldığım tarih de, daha kaygan olur düşüncesiyle apartman içinde moonwalkyapmaya çalışırken merdivenlerden yuvarlanıp ayağımı incittiğim tarih de bu zamanlara denk gelmektedir. annemin çok başarılı bir terzi olmasını hayatım boyunca bir avantaj olarak görsem de bir türlü kendime billie jean kostümü diktiremedim. bu konuyu hala zaman zaman gündeme getirdiğim oluyor ama hala başarılı olamadım.

ortaokul dönemi jackson hastalığının ilerlemesiyle geçti ve liseye başlayacağım yaz almanyaya dayımı ziyarete gittim. hayatımın en önemli üzüntülerinden birine bu kadar yakın olduğumu bilmiyordum. yaklaşık 1 ay almanyada kaldıktan sonra artık dönüş vakti gelmişti ve biletler 15 gün önceden alınmıştı. dayımın hareketlerinde bir gariplik hissediyordum ama bir anlam veremiyordum. ne zaman dışarı çıksak sanki bir şeyleri görmemi engellemeye çalışıyordu. çok üstünde durmadım ve geçiştirdim. fakat dönüş tarihimize 3 gün kala bir sokak afişi acı gerçeği yüzüme vurdu. döneceğimiz gün michael jackson’ın konseri vardı. bilet gününün değiştirilmesi için çıkardığım arızayı tarif edemem. fakat babamdan da gelen talimatlar sebebiyle bilet tarihinde bir değişiklik olmaması sonucu, masada kendi kendime mırıldandığım o büyülü sözcükleri bu defa haykırdım. eni vici vokke! hakkaten 
 eni vici vokke baba!

ve tüm dünyayı hareketlendiren haber! michael hayatının son turnesine çıkıyor. o talihsiz günden sonra bir daha onu sahnede görme fırsatı yakalayamamışım ve hayatımın son fırsatı bana sunuluyor. londra da michael son kez sahneye çıkıyor. gerekirse tanıdığım her kişiden borç isteyerek, bir şekilde gitmeliyim bu konsere ve gideceğim de!. bankadan kredi bile çekilir gerekirse. tüm hazırlıklar tüm planlar yapılıyor. tüm aile benim için benden daha sevinçli... annemde oğlunu kutsal bir göreve yolluyor havası. babamsa hala eni vici vokke. neyse...

pasaport çıkarılıyor, vize konusu hallediliyor. ve kum saati çevriliyor. içi içine sığmaz mı insanın? daha aylar var. ama şimdiden heyecandan sürekli çişim geliyor. ve bir gece, bilgisayarının başında oturan ev arkadaşımın ağzından bir anda şu cümleler dökülüyor...

“hacııı! bir haber var ama bunu sana ben söyleyemem... gel de bi bak istersen...”

o ana kadar sanırım hayatımda bu denli bir acı hissetmemiştim. şimdi ailesinden en yakınlarını kaybedenler belki bana kızacaklardır, tabii ki bir anne yada babanın ölümüyle bir tutulamaz ama bu gerçekten çok farklı bir şeydi. o an o haberi nasıl peşpeşe okuduğumu, nasıl her defasında inanmadığımı hatırlayabiliyorum sadece. 25 haziran 2009 gecesi michael jackson'ı, dayımı, çocukluk kahramanımı ve hayatımda en büyük yere sahip olan sanatçıyı, doktorunun hatası sonucu kaybetmiştim. bu aylar sonra da ortaya çıkarıldığı üzre bir cinayetti. o gece ve cenaze töreninin naklen yayınlandığı gece, ertesi gün hastanelik olacak şekilde kendimi kaybetmiştim. ve bugüne kadar toparlanamadım. hala ne zaman moralim bozulsa, ya da ne zaman mutlu olsam bir şekilde dayımla, michael’la paylaşırım.

90’lı yıllarda çocuk olmakla ilgili söylenebilecek çok şey var. ve benim gibi birçok insanın hayatında eminim ki önemli bir yeri vardır michael jackson’ın. ama ben bu kadar şey yazdıktan sonra dahi hala nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum. sanırım onunla ilgili düşüncelerimi, yada hayatımda ne gibi bir yeri olduğunu anlatabilecek kelimeleri hiç bir zaman bulamayacağım.

kalbinde en ufak bir kötülük olmadığına inandığım tek insan... kendi deyimiyle her şeye “sevgiyle” başlayan, hayatında elde ettiği bir çok başarının bedelini çocukluğunu yaşayamayarak ödemek zorunda kalan ve hep çocuk kalan güzel insan... dayım... 
 peter pan...

seni çok özlüyorum...

“sevgiyle”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder