4 Temmuz 2014 Cuma

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#27

"Hepsi senin yüzünden..."

"Senin yüzünden.."

...

Babamın nefes alıp verişi hızlandıkça sesi azalıyor, çatallaşıyordu ve annem altında direndikçe onu daha çok sıkıyordu. Aklını kaybedip, tutunduğu tek cümleyi ağzından köpükler saçarak tüm hiddetiyle haykırışını, annemin boğazına sarılışını, gecenin sürprizini bozmamak için kardeşimle saklandığımız yerden izlerken kaskatı kesilmiştim. Yapabildiğim tek şey ellerimle kardeşimin gözlerini, ağzını kapatmak ve kafası mengeneye sıkıştırılmış; gözleri az sonra koluna girecek şırıngaya kilitlenen bir kobay maymunu gibi annemin gidişini izlemek zorunda kalmaktı.

İzledim.. Gözümü kırpmadan.. Kırpamadan.. Annemin direnci kırılıp kolundaki son derman da yere yığılıncaya kadar, yüzündeki o tedirgin tebessüm ve gözlerimdeki gözleri soluncaya kadar izledim...

...

Daha henüz güne uyanmamış ormanın sabah ayazında aynı kaskatılıkta buldum kendimi.. Uzun süre bağlı kalmış gibi hissediyordum ve hemen hareket edemedim. Etrafımda dün gece yanan ateşten kalan ve hala tüten duman dışında hiç bir hareket yoktu. Yaşlı adam gitmişti ve orman resmen uyuyordu. Yaşlı büyücü gerçekten var mıydı yoksa kurtarımcım sandığım mantarların kurbanı mı oldum bilmiyorum ama ben ilk seçeneğe inanmayı seçtim.

Felekten çalınan ve tanımadığınız bir evde son bulan, deliler gibi içip farklı boyuta geçtiğiniz bir gecenin sabahında, yerde yatanların üzerine basmamaya çalışarak tuvaletin yerini bulmaya çalışan biri gibi sendeleyerek ilerlemeye çalışıyorum uyuyan ağaçların arasından. O geceden kalmaya eş değerde bir miğde bulantısı ve sanki önümdeki yolun gittikçe kararmaya başladığıyla ilgili garip bir his var içimde.

Sanki ilerledikçe ışık azalıyor ve kulağımda fısıltılar...

Sanki dün geceki ihtiyar hemen arkamda kulağıma hala bir şeyler fısıldıyor. Kendimi davet edilmediğim halde geldiğim, ne kız ne de erkek tarafından olduğu anlaşılamayan bir düğünde gibi hissediyorum. Eğer mantarlar bana hala oyun oynamıyorsa onun evindeydim ve en az sürekli dedikodu yapan alt komşu kadar isteniyordum.

Bu saçma sapan düşüncelerle bulduğum aralıklardan yol yapıp yürümeye çalışırken birden bir açıklığa çıktım. Hani gece yatağınızda yatarken karabasan önce ayaklarınızdan yakalar ve hissedersiniz yukarı doğru çıktığını.. Yavaşça önce bileklerinizden tutar. Elleri soğuktur. Karanlık bir bulut gibi küstahça yayılır üzerinizde. Yukarı doğru çıkmaya devam ederken nefesinizin daraldığını, bunaldığınızı, bir sis gibi tüm vücudunuzu kağladığını hissedersiniz.. Sonra aniden yerinizden fırlarsınız ve dağılır o bulut. Son adımımı şuursuzca atmamla birlikte, sanki orman ananın karnında bulunan geniş bir açıklığa çıkıyorum. Nefes aldığımı hissediyorum ama yatakta doğrulup bağırmaya çalıştığınızdaki gibi sesim çıkmıyor.

Açık alan korkum olmamasına rağmen içinde tuhaf bir korku hissediyorum. Açıklığın ortasında duran bank kendimi toparlamak için bana anavatan gibi görünse de hala çok anlamsız görünüyor. Banka oturduğumda ormanın yavaş yavaş uyanmaya başladığını hissettiren sesler kulağımdaki fısıltıları biraz olsun bastırıyor. Karşımdaki üç patikanın aslında tek patika yol olduğunu ve başım döndüğü için böyle gördüğümü bilmeden ortadakini seçip bir de üstüne seçim yapmış olmanın kararlılığıyla yoluma devam ediyorum. Kısa patika beni hiç yabancısı olmadığım bir manzaraya çıkarıyor.. Terk edilmiş bir tren istasyonu...

Bekliyorum..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder