4 Mart 2013 Pazartesi

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#18

Karanlık...

Hatırladığım şeylerden biri kendime geldiğim an aldığım nefesin çelik bir yüzeyden yüzüme geri döndüğüydü.  Ağırlığının bir kaç katını taşıyabilen bir karıncaya bile yapılmayacak bir eziyetin altındaymışçasına ağır şimdi omuzlarım... Ve kan. Bu tadı unutmuşum...

Kendimi zorluyorum. Uzun süren bir elektrik kesintisinin ardından her birimi sırayla devreye giren bir sistemin yanmış beyni gibiyim. Aklımda, kendimi kaybetmeden hemen önce fark ettiğim, kum saatinin kırılmış hali ve ağzımda kum saatinden raylara yayılan, zamanın kumlarının lezzetsiz tadı...

Belki bilincimin yavaş yavaş yerine gelmesinden, belki de artık bir kum saatimin olmayışından; bir sabah uyandığınızda senkron kayması yaşamışsınız da ses görüntüden önce geliyormuş gibi hissediyorum. Diğer her şey ne kadar yanıltıcı olursa olsun hislerim beni hiç bir zaman yanıltmadı. Düştüğümü hatırlıyorum, bunu hissettiğimi... Zebanilerin anlam veremeyen bakışları arasından bilinçsizce süzülerek cehenneme düşen bir kar tanesi gibi yanıyor damarlarımın içi, vücudum...

Kollarımın ve vücudumun bağlı olduğunu fark ediyorum. Uyandırılmak için yüzüme inen gerçek tokattan önce, hatırladığım her şey içinden sadece bilmediğim bir hücrenin derinliklerine kadar düşüşümün ve bu hissin gerçek oluşu tokat gibi çarpıyor kuru kan lekeli yüzüme...

Soğuk... Hiç bir cehennemde karşılaşamayacağınız cinsten, tüm hücrelerinizi yakarcasına donduracak cinsten soğuk. Saatlerce insanların kapı önünde beklediği ve kapılar açıldığında konser alanına hücum ettikleri gibi, yüzüme çarpılan bir kova buzlu suyla bilincim var gücüyle hücum ediyor zihnime. Odada; bağlı ağzımdan çıkan iniltiler, yüzümden damlayan suyun şapırtısı ve zifiri karanlık haricinde kim ve ne olduğunu göremiyorum. Sonra aniden iniltilerimin arasında bir çakmak sesi duyuluyor. Çakmağın yanmadan önce çıkardığı ilk hevesli kıvılcımların gençlik ateşiyle saniyelik de olsa aydınlattığı ufacık alanda algılayabildiğim tek görüntü ucunda toplar olan şapkasıyla soytarının gölgesi oluyor.

Cehenneme daha fazla dayanamayan vücudum tekrar yığılırken, ağzının kenarında ukala gülümsemesiyle karşımda dikilen soytarının önünde vücudumun ağırlığını zincirlere bırakıp yeniden karanlığa düşüyorum. Yakaladığım detaysa tüm tedirginliğimi alıp götürüyor...

İlk defa gözlerini görüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder