30 Ekim 2012 Salı

Babaanne Evi Kokusu...

Etrafımda "Nerde o eski bayramlar..." diye mırıldanan bir büyük bulamadığımda sessizce şöyle mırıldanırken buldum kendimi; "Nerde o eski bayramlar..."

İlkokula giderken ya da hadi sizi kırmıyayım ortaokul olsun, bir an önce büyümek için can atardım. Benden bir nesil büyüklerin akşam belli bir saatte kapı önünde muhabbet etmeye gitmesi bile sanki büyülü bir dünyaları varmış gibi çekici gelirdi. Sanırsın çok büyük bir gizemi barındıran çılgın bir parti... Çoğu insanın da böyle düşündüğüne eminim. Belki insanın doğası gereğidir eskiye özlem bilmiyorum ama eski dönemler nedense hep daha iyiymiş gibi geliyor.

Bayram ritüelleri var ailemin. o kadar değerliymiş ki bunlar, geçen gün kuzenimin bir yorumuyla fark ettim. Biz her bayram sabahı ailenin erkekleri bayram namazına giderken annem, babaannem sırtımızı sıvazlayarak bizleri yolcu eder. Gelenekmiş bu. Bu bayram eşim yolcu etti beni ilk defa. Biz döndüğümüzde babaannem lokmaları dökmüş, kahvaltıyı hazırlamış olur. Bu yaşıma kadar bir kere bile kendi evimizde bayram sabahı kahvaltı yaptığımızı hatırlamam. İyi ki de yapmamışız. Bambaşka bir atmosfer olur çünkü. Kalabalıkta her şey daha lezzetlidir ya...

Kuzenim de bu bayram bunları nasıl özlediğinden bahsetmiş. Ben yapabildim ama eskisi gibi değil yine de... Eskiden kimsenin başka işi olmuyor, kimse bayram sonrasına iş yetiştirmeye çalışmıyor hatta bayramda bile çalışmıyordu. Eskiden hepimiz aynı şehirde, zorlasan 1-2 mahalle uzaklıktaydık. Hele çocukken... Babaanne evindeki kahvaltıdan sonra çay eşliğinde dedenin ufak tefek anılarıyla harmanlanmış nasihatleri dinlenir, o yaşta bizi biraz da olsa sıkan bu muhabbetten kurtulunca kuzenlerle arka odada çeşitli oyunlar oynanırdı. Yastıkların ortasını çukurlaştırıp ata binmeyen yoktur sanırım?

Eve gelen misafirlerin yanında kıkırdaşmalar, evde daha fazla zapdedilemeyip sokağa dökülmeler ve kapı kapı dolaşıp bayram harçlığı yarışına girmeler... Toplanan harçlıklar sanırım en güvenilir banka olarak düşünüldüğünden mahallenin bakkalına yatırılırdı... Ya da öyle görünüyordu en azından...

Hele bir de kurban bayramıysa daha da atraksiyonlu... Sabah erkenden kurban kesme işini halledip aradan çıkarmak isteyen dedemin aceleci tavrı ailenin kadınlarını aradan çıkarırdı resmen. Bitmek bilmez leğen, sünger, bıçak istekleri... Bizim açımıza dönersek eğlence burda başlıyor. Biz o yaşta sanki çok güzel bir şeymiş gibi deli gibi bir merakla kesimi izlemeye çalışıyoruz. Annemler bunu engellemeye çalışıyor, Babamlar "erkek çocuk o bırak görsün, öğrensin" diyor. Biz balkonlardan sarkıp bir şeyler görmenin mücadelesini veriyoruz. Sonra karar açıklanıyor ve babamlara yardım ediyoruz. Ben ve kardeşim o kırılma noktasından sonra her bayram kesimin çeşitli safhalarında önemli görevler üstlendik. İyi oldu mu? Evet. Ama bazı açılardan hayır. Bence küçük bir çocuk için o görüntüler ağır. Her ne kadar dini bir gerek olarak görülse de o yaşta bir zihin için sadece vahşet ifade ediyor.

Halaa babaannemin evine girer girmez o babaanne evi kokusu, o rutubet çarpar burnuma... O kokuyla birlikte tüm anılar hücum eder, önce onlarla bayramlaşırız... Kuzenimle sözleştik. Seneye bir şekilde ayarlayıp tekrar çoluk çocuk birlikte geçiricez bayramı. Kahvaltı sofrası fotoğrafını oluşturacağız... Hem belki yastığa da bineriz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder