Sayfalar

medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2013 Çarşamba

Direniş'in Günlüğü... (Mutlaka Okuyun)

Öncelikle bu konuda yazmak için neden bu kadar beklediğimi açıklamalıyım. Direnişimizin ilk gününden beri facebook, twitter gibi diğer sosyal medya araçlarını olabilecek en etkin şekilde kullanmaya çalıştım ve tüm olayları, iktidarın tüm kahpeliğini aktarmaya çalıştım. Ama benim kendi alanım olan bloguma yazmak için elimde daha çok materyal birikmesini istedim. Tek ve kapsayan bir yazı yazabilmek için...

Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ne güzel söylemiş; "Dahili ve harici düşmanların olacaktır" diye.. İşte bugün, bu "Dahili" düşmanların, hainlerin kimler olduğu günyüzüne çıkıyor teker teker. Gezi Parkı Direnişi'ni hala sadece ağaçların, doğanın tahribatıyla alakalı sanan insanlar var. Gezi parkı'ndaki ağaçların kesilmesine gösterilen tepki yalnızca bir kıvılcımdı. Hükümetin baskıcı politikasına, Tayyip'in diktatörlüğüne, her istediklerini yapabileceklerini düşünmelerine karşı oluşan bir tepkiydi zaten. Ama bunu anlamadılar. Anlayamazlar da zaten. Gezi Parkı direnişi başladığı gün içimizdeki İrlandalıları da fark etmiş olduk.

Bugüne kadar "Haber Kanalı" olarak gördüğümüz NTV, CNNTÜRK. HABERTÜRK vs.. hiçbirinin bir boka yaramadığını, hepsinin göt korkusundan dolayı gerçeği haber yapma cesaretine sahip olmadıklarını gördük. Star Tv hiç utanmadan ilk günün akşamı güzellik yarışması yayınladı. Başbakanın annesi öldüğünde programını yayından kaldıracak kadar duyarlı(!) olan Acun Ilıcalı, Türkiye tarihinde görülmemiş derecede büyük ve güzel direniş ve dayanışmanın olduğu, polisin orantısız güç kullanımıyla yaralı ve ölenlerin olduğu bu önemli tarihi dönemde aynı duyarlılığa sahip olamayıp "Survivor'ını yayınlamaya devam etti. Halk TV ve Ulusal Kanal haricinde kimsenin götü yemedi gerçekleri vatandaşla paylaşmaya. İşin özü budur arkadaş. Dedem daha dün arıyor beni; Oğlum İstanbul'da galiba olay varmış dikkat et karışma" diyor. Düşünün eylemin 6. günüde... Yurtdışı basını bile kendi medyamızdan daha duyarlı davranarak sürekli canlı yayınlarla aktardılar olayları. Ama bu çok iyi oldu. Kimin ne olduğu belli oldu. Sana çok teşekkürler Halk TV. Var ol!

Peki dün ne oldu? Yok efendim NTV'nin ceo'su çalışanlarından özür dilemiş, yok Fatih Altaylı "Çok heyecanlandım, o nedenle soru soramadım affedin" demiş.. Geçeceksiniz bunları. Halkın direndiğini, pes etmediğini gördükten sonra çark ederek özür dilemeniz sizin gerçek yüzünüzü gören halkın düşüncelerini değiştirmez. Aksine sizin riyakarlığınızı pekiştirir. Daha önce defalarca değindiğim bir konudur medya'nın sahip olduğu güç. Bugün buna tanıklık ediyoruz. Medya ilk günden itibaren tarafsız olarak, korkmadan gerçekleri haber yapabilseydi, bugün direnişimizde bambaşka bir yerde olurduk ve birçok insan yaralanmamış, ölmemiş olurdu.

Başbakan çıkıp biz "Muhafazakar Demokrat bir partiyiz" demeyi biliyor. Bu mu demokrasi anlayışınız? Anayasal haktır izinsiz, habersiz eylem yapabilmek. Sen insanların anayasal haklarını kullanmalarını engellemeye çalışıyorsun. Hatanı kendin de bildiğin halde yiğitliğe bok sürdürmemek için üstüne bir de çıkıp kameraların karşısına "AVM yetmez Camii'de yapacağız" diyerek daha da kışkırtıyorsun.. Ama olsun. Daha güzel oluyor biliyor musun? "Evlerinde zorla tuttuğumuz %50 var" diyor. Onlar senin malın mı? Uşağın mı? Türk polisi'ni bu şekilde kullandığını gördük ama. Dünya'nın hiç bir yerinde polis yetkisini bu kadar küstahça kullanmıyordur.  Ki bu kadar yetkisi yoktur da.

Polis'in gazdan etkilenen insana "Gel bir şey yapmayacağız" deyip sonra kafasına nişan alarak ateş ettiği görüntüler yayınlandı. Polis'in evin camını kırarak içeri biber gazı attığı görüntüler yayınlandı. Peki buna ne açıklama geldi? Ne gelebildi? Dünyanın neresinde böyle bir zulüm olabilir? Evde bebğiniz varken böyle bir şey yapıldığını düşünebiliyor musunuz? Beşiktaş'taki çatışmaya, eyleme tanık olmuş biri olarak bunu ilk ağızdan söyleyebilirim. Beşiktaş'ta ertesi gün doğumuyla birlikte ortaya çıkan manzara hiç de polisin orantılı güç kullandığını söylemiyordu. Özellikle yol kenarındaki biriken kanlar... Düşmana saldırır gibi saldırdığı ortadaydı polisin. İşine gücüne, evine gitmek isteyen insanlara bile sorgusuz sualsiz copla vurmak, gözaltına aldığı insanlara polis aracında işkence etmek.. Bunlar mı bizim güvenlik güçlerimizin görevi? Biz başımız sıkışınca bu güvenlik güçlerinde yardım istiyoruz öyle mi? Bence ortada inanılmaz büyük bir problem var bu konuda. Polis nasılsa bana kimse dokunamaz diye düşünerek yetkilerini haddinden fazla aşmış durumda. Ve asıl hükümeti korkutan da kurdukları korku imparatorluğunun sallandığını görmek sanırım. Hala bugün bile bir çok yandaşlarından kıvırmalar geliyor. Çark etmiş cevaplar geliyor. Şu an bile...

Polisin plastik mermi kullanmaya başlamasıyla yaralanan vatandaşlar camiilere sığındılar. Fakat AKP bunu bile "Din elden gidiyor!" propagandasına dönüştürerek sanki eylemciler camiilere zarar veriyormuş gibi göstermeye çalıştı. Yandaş medyası emrinde bekliyordu zaten. Gezi parkında, Gümüşsuyu'nda, Beşiktaş'ta, her nerede eylem olursa olsun her yere her şeye zarar veren polisti. Sivil kılığında dükkanlara taş atan, yakan yıkan polisti. Bunu zaten bakın eylemciler yaptı diyebilmek için yaptılar. Çünkü gerçek eylemcilerin öyle bir derdi yok. Onlar sadece tepkilerini göstermek, eylem yapma haklarını kullanmak istiyorlar. Herhangi bir şeye zarar vermek değil.

Ama tabi yandaş medya, kısacık değindiği haberlerinde bu durumda "Göstericiler", "Eylemciler", "Öfkeli kalabalık" şeklinde sanki haksız bir grupmuş gibi yaftaladığı için insanların bilinç altında sanki yanlış yapan halkmış gibi bir algı oluşturuldu. Oysa işin gerçek yüzünü bilenler hiç de öyle davranmadılar. İnsanlar camlarının önüne süt, limon, yiyecek koydular. isteyen, ihtiyacı olan alabilsin diye. Yaşını almış teyzeler bile eyleme destek verip sokaklara döküldüler. Canlarım onlar benim. Yoğun biber gazından etkilenen bir martı düştü yanımıza. Doğaya verdiğin zararın bilmem farkında mısın hükümet? Bu insanlar doğa için, özgürlükleri için mücadele veriyor seninle! Sen doğayı koruduğunu iddia ederken verdiğin zararın farkında mısın? Ellerinde ilaçlı sularla sokak hayvanlarının yüzünü gözünü silen insanlar.. Sizlere çok teşekkür ediyorum. Helal olsun!

İnsan doğası gereği toprak, yeşillik olan yerlere ihtiyaç duyar. Bu doğa'dır. Ne kadar gelişmiş olursa olsun medeniyet, bunu yapmak, muhafaza etmek zorundasın. Daha fazla nemalanacağım diye daha çok avm yapma heveslerin uğruna doğayı yok etmek katliamdan başka hiç bir şeyle açıklanamaz. Size çok güzel bir örnek;
Dünya metropollerinden biri olarak kabul edilen Londra'da Avm sayısı yalnızca "1". İstanbuldaysa tam "93".

"Sadelik gelişmişliğin en üst seviyesidir."

Sen reyhanlı'daki saldırıları açıklayama, alkolü yasakla, onu bunu yasakla, her şeye baskı yap, medyayı kısıtla.. Sonra diktatör değil de halkının hizmetkarı olduğunu iddia et.. Reyhanlı'daki saldırıların ardından reyhanlı'nın 40 kilometre yakınına kadar gidebilip, reyhanlı halkıymış gibi gösterilmek için Şanlı Urfa'dan getirilen halka konuşma yaptığı ortaya çıktı başbakanın. Hiç şaşırmadım. Noldu? Reyhanlı'ya gitmiş oldu değil mi?

Bu halk baskıya karşı direniyor! Bu halk özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı direniyor! Kendi ülkesinde böyle bir ayaklanma varken bir başbakan yurtdışına gidip başka bir ülkeye demokrasi tavsiyelerinde bulunur mu? Böylesine komik ve ironik bir şey olabilir mi?

Başbakan'ın açıklamalarından biri de Twitter'ın bir bela olduğu. "Twitter diye bir bela var" dedi. Kendisi için bir bela niteliği taşıdığına inanıyorum evet. Çünkü insanlar gerçekleri oradan öğrenip tepkilerini gösterebildiler. Yandaş medyaya bağlı kalsalardı başbakanın arzuladığı gibi; hala mehmet amca'nın 53 yaşında olup şimdiye dek 1 evlilik yaptığını öğreneceklerdi izdivaç programından. İşine gelmesini beklemiyorduk tabi. Tabii ki bela Twitter!

Kabul etmeliyim ki ben de bu ülkeden artık bi bok olmaz, insanlar koyun gelmiş koyun gider, bu millet uyanmaz, çok apolitik bir gençlik yetişiyor diye düşünenlerdendim. Gerçek anlamda bu ülke insanına karşı inancımı yitirmiştim. Ama bana bunun ne kadar yanlış olduğunu gösterdiler. Şiddet uygulamaya koşan polisin önüne, işine son verilmesini göze alarak belediye otobüsünü çekip barikat kuran İETT şöförü. Adını bilmiyorum ama bu halk seni ve bu yaptığın onurlu hareketi hiç unutmayacak. Sana teşekkür ediyorum.

Yıllardır aralarında bir çok kez düşmanlık olduğu iddia edilen futbol taraftarları bile böyle bir şeyin olmadığını çok güzel ortaya koydular. Ben bir Beşiktaş'lı ve Çarşı'lı olarak bundan gurur duyuyorum. Beşiktaş'lısı, Galatasaray'lısı, Trabzonspor'lusu, Fenerbahçe'lisi.. Hepsi tek yürek olup direnişe katıldılar.

Ve sonunda ne oldu? Yağmalıyorlar, zarar veriyorlar diye yaftaladıkları direnişçiler; polisin, güvenlik güçlerinin müdehalesiyle darmadağın olan meydanı sokakları el birliğiyle temizleyip çöpleri topladılar. Ankara'da İ. Melih Gökçek'in direnişçiler taş atsın haksız konumuna düşsün diye sokaklara yığdığı taşları bile kimse atmayıp, poşetleyip yine kenara koyarak kapak gibi cevap verdiler. Demek ki neymiş? Gerçekten konu duyarlılıkmış.. Gezi parkı'ndan yayılan bu güzel toplumsal hareket ülkenin neredeyse tüm şehirlerine yayıldı. Hiç beklemediğim Kayseri bile inledi "Hükümet İstifa" sloganlarıyla. İşte bu, bu ülkenin bir olduğunda yapabileceklerini, gücünü ortaya koyuyor. Alman gazetesi bile şu başlığı attı;
"Barbar dediğimiz Türkler doğa için savaşıyor." Bu bile beni çok onurlandırdı.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, bu ülkeyi boşuna siyasetçilere, bilmem kimlere değil de gençlere emanet etmemiş.. Ben daha özgür, daha demokratik, Atatürk ilkelerine bağlı bir ülkede yaşayabilmek, çocuğumu böyle bir ülkede yetiştirebilmek adına bu eyleme, bu direnişe sonsuz destek veriyorum. Diren gezi parkı! Güneşli güzel günler yakında!

16 Mayıs 2013 Perşembe

Kış Geçti Ama Uykusundan Uyanan Yok!

Ben artık söyleyebilecek hiç bir şey bulamıyorum. Bloga yazmaya iş yoğunluğundan biraz ara vermek zorunda kaldım ama yaşanılanların saçmalığının ve uğrattığı şokunda etkisi var sanırım. İnsanların bu kadar kör olabilmelerine, bazı şeylere körü körüne inanabilmelerine ya da sırf menfaatleri için üç maymunu oynamalarına anlam veremiyorum. Daha önce de bu konuda çok şey yazıp kendimce düşüncelerimi söylemeye çalışmıştım.


Ama artık kimse kusura bakmasın, düşündüğüm tek bir şey var. İnsanlar gerçekten aptal!

Neden mi? Gözlerini açmalarını sağlayacak o kadar olay olmasına rağmen hala at gözlüğü taktıkları, kendi inançlarıyla resmen alay edilircesine sömürüldükleri ve bu durum basbas bağırıldığı halde buna izin verdikleri ve en önemlisi bu hal ve gidişata dur diyebilmek için hiç bir şey yapmadıkları için. Medya'nın nasıl Tanrılaştırldığına dair bir şeyler yazıp çizmiştim. Geçtiğimiz gün Tanrı'yı bile kontrol etmeye çalıştılar. Ama yemedi..(!) Reyhanlı'daki iğrenç saldırıdan sonra insanlar daha da ayaklanmasın diye medyaya bu konuyla ilgili haber yasağı getirildi. Yok efendim 50'ye yakın ölü varmışta bilmem neymiş.. Orada çekilen ve halk tarafından paylaşılan görüntüler okadar farklı şeyler söylüyor ki.. Ölü sayısının 170'lere vardığını, hatta patlamalardan sonra insanların linç edilmeye çalışılarak kaza süsü verilmeye çalışıldığına kadar iddialar var. Hangisine inanmayı seçersiniz bilemem ama ben artık işin çığrından çıkmasınında ötesine geçildiğine inanıyorum.

Yavşaklığın bu kadarı.. Tayyip'in anası ölünce programına timsah gözyaşlarıyla ara veren Acun, böylesi bir katliama sessiz kalıp yayınına nedense devam ediyor? Tabii ekmek nerden gelirse orayı...

Sonra noldu peki? İtiraz geldi ve yayın yasağı kaldırıldı. Ne zaman? İş işten geçtikten sonra... Tebrikler.
Tayyip'de bu aralar Obama'yla görüşüyor. Hicazet almaya gitmiş yine. Ama biz bağımsız bir ülkeyiz. Lütfen...

18 Ocak 2013 Cuma

Gördükleriniz, Size Gösterilenler...

Reklam sektörü dünyanın en ilginç iş sektörlerinden biri bence. Okulda reklamcılıkla ilgili aldığımız derslerde de hocalarımız çok ilginç örnekler anlatırlardı ama birazdan sizinle paylaşacağım gibi bir örnek daha önce hiç görmemiştim ve böyle bir şeyin farkında değildim. Bilinçaltı biz uyurken bile çalışan bir şey. Ve biz farkında olmadan bir çok şeyi toplayıp, yine farkında olmadan kullanmamızı sağlayan bir şey. Hem çok ilginç hem de (biraz amerikan sineması repliği olacak ama) yanlış ellere geçtiği taktirde çok tehlikeli.

Aşağıda reklam dünyasıyla ilgili yapılmış bir araştırma var ve izlerken şaşıracağınızı düşünüyorum. Bilinçaltınızı nelerle doldurduğunuza dikkat edin...:)

İyi Seyirler.


1 Kasım 2012 Perşembe

Ve İnsan Tanrı'yı Yarattı

Daha bir kaç sene önce hemen herkesin en az bir kere cümle içinde kullandığı bir şeydir; "Türkiye bir gün Süper Güç olacak..."

Bunu gerçekten düşünen arkadaşların iyi niyetine saygı duyarak çok da üstlerine gitmedik. Dünya'nın Süper Gücü Amerika dendi. Her şey Amerika'nın başının altından çıkıyordu hatta. "Bunlar hep Amerika'nın oyunları"... Sonra yeni bir söylem atıldı ortaya ve yeni Süper Güç Çin Halk Cumhuriyeti olacak denildi. Belki Haklılar belki değil. Ama en azından bu düşünce ilki kadar vahim değil. Ama benim düşüncem daha farklı. Bence ezelden beri tüm dünya üzerinde tek bir Süper Güç var... Dünya'nın yerel Süper Gücü...

Medya.

Medya'nın gücünün farkına varanlar bugün Süper Güç olarak anılıyor aslında. Çin'i buna dahil etmek ne kadar doğru olur bilmiyorum çünkü fazla işgücünden kaynaklanan ekonomik anlamda bir gelişmeyi insanlar geleceğin Süper Gücü olarak değerlendirdiler bence. Medya'yı ellerinde tutanlar, yönetenler... İşte asıl patronlar onlar bugün. Çünkü medya'nın çok güçlü ve kitlesel bir silahı var; İnandırma... Kitlelerin dikkatini istediği yöne çekebilme, onları istediği şeye inandırabilme hatta var olmayanı varmış gibi gösterebilme... Özellikle okumayan ve cehaletin din olarak kabul edildiği toplumlarda bundan daha büyük bir silah yok!

Başa gelen her yönetimin ilk olarak ele almaya çalıştığı olgudur medya. Çünkü onu kullanabildiği takdirde yönetme işinin %75'ini halletmiş demektir. Bugün Başbakan da medya yöneticileriyle toplantılar yapıyor ve onlara halkı galeyana getirmeyecek haberler yapmalarını söylüyor. Bu ne demek?
Susun! Üstünüze vazife olmayan işlere burnunuzu sokmayın! Sokmayın ki biz de amaçlarımıza daha rahat ulaşalım...

"Şehit haberlerini daha sağduyulu verin" ne demektir? Sen terör konusunda daha sağduyulu ol da şehit haberi yapmak zorunda kalmayalım? Bu nasıl olur? Çok sayıda şehit olduğunda tam sayı verilirse eğer ortalık karışır ve önü alınamaz sorunlar ortaya çıkarmış. E çıksın zaten! Çıkmalı!

Medya sayesinde insanların şehit haberlerine alıştığının ve artık normalmiş, sanki haber bülteni sonunda yayınlanan "bizimcity"'nin bir parçasıymış gibi davrandığının farkında mısınız? 24 tane şehidimizin olduğu çatışmada adım gibi eminim ki sayı daha fazlaydı. Ateş altında kalan asker sayısına göre destek helikopter gönderen bir mantıktan başka ne bekliyorsunuz ki?

Eskiden neredeyse her akşam belli başlı tv kanallarında mutlaka açık oturumlar, tartışma programları olurdu. Şimdi ne var? Eşşeğin... Her kanalda ya bir dizi, ya aptal magazin saçmalıkları, ya da insanların kısa ve kolay yoldan zengin olma hayalleriyle uykuya dalmalarına yardımcı olan aşırı dozda yarışma programları... Medya okadar güçlü, okadar yalan ve okadar gerçek ki...

Ve işte bu yüzden insan Tanrı'yı yarattı... İstediğini yok edebilien, istediğini var edebilen bir olgu meydana getirdi. Bugün bir tv kanalında bir isim hakkında gerçekliği olmayan bir idda bile ortaya atılsa hemen linç kampanyaları başlatılabiliyor. Hem de hiç sağlaması yapılmadan, hiç araştırmadan... Almanya'da bir hayvanat bahçesinde "Dünya'nın en tehlikeli türü" yazan kapısından girdiğinizde içeride yalnızca bir ayna olduğunu görürsünüz. Bu güzel örnekten de anlaşılabileceği gibi insan halaa belii başlı hayvansal içgüdülerini kontrol etme becerisine sahip değil ne yazık ki.

Bunlardan biri de az önce örneğinden bahsettiğim vahşet ve yok etme duygusu. Medya bunu en güzel kullanan organdır. Sokakta bir kavga gördüğümüzde neden durup izleriz? Çünkü biz halaa bu güdümüzü yenemedik. Porno sadece seks değildir. Televizyonlarda tüm gün yayınlanan sabah programı saçmalıkları, evlendirme programları, biri bizi gözetliyorlar... Bunların hepsi pornografik içeriktir. İşte bu zaaf kullanılarak insanların belli konularda düşünmeleri engellenebilir. Bizde ki tek fark ise insanların tamamen düşünmelerinin engellenmek istenmesidir.

Büyük bir hayranı olduğum Michael Haneke'nin "Der Siebente Kontinent" (7. Kıta) filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Anlayan için Osmanlı tokadı niteliğindedir. Yapay gündemler yaratarak halkın dikkati başka yerlere çekilebiliyorsa, bu sırada insanların tepki gösterebileceği düşünülen yasalar meclisten geçirilebiliyorsa, arada bir kaç çatlak ses! bunu dile getirse bile 3 gün içinde başka bir saçmalıkla üstü kapatılıp halkın ilgisi oraya yönlendirilebiliyorsa, Medya atom bombasından daha etkili bir silahtır.

Herkese iyi seyirler.