Sayfalar

direngeziparkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
direngeziparkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2014 Salı

Ben lafa değil CİNAYET'e bakarım!



(Yazıyı okurken bu müziği de dinlemeniz naçizane önerimdir.)

Berkin'im..

Özür dilerim abicim. Kendi adıma senin o saf ruhundan özür dilerim.
Hırsızlığın marifet sayıldığı, efendiliğin sünepelik, üçkağıtçılığın meziyet olarak görüldüğü, yolunu bulup köşeyi dönemeyene, insanlık değerlerini hiçe sayarak onursuzca zengin olma hayallerine kapılmayana artık kız bile verilmeyen, saflığın "temiz"'den ziyade "gerizekalı" anlamında kullanıldığı, hırsızın uğursuzun baş tacı edildiği, aç kaldığı için artık sadece hayatta kalabilmek amacıyla ekmek çalan çocuğa yıllarca hapis cezası verilirken milyonları kutularda istifleyenlerin bolluk bereket içinde yaşadığı bir ülke olduğumuz için ve başına gelenlere karşın elimizden hiç bir şey gelmediği için senden özür dilerim.

Onurlu "Gezi Direnişi" esnasında senin başına gelenleri "göt korkusu" nedeniyle dillendirmeye teşebbüs dahi edemeyen kanallar, bugün utanmadan "Bakkala diye çıktı, cennete gitti.." diye manşet attılar biliyor musun? Şaşırmadın abicim biliyorum. Omurgasızlık zor zanaat.

Bugün Türkiye'de ekmeğin bedeli 1,25 tl. Ama ekmek almaya niyetlenmenin bedeli bir hayat..

Yüreğimi sızlattın kardeşim. Nolursun rahat uyu.

5 Şubat 2014 Çarşamba

Biz Nerede Yaşıyoruz?

Bugün bu soruyu soralım kendimize.. Belki çok uzun zamandır soruyorsunuz benim gibi ama bugün hep birlikte soralım;

Gezi Parkı direnişimiz sırasında hunharca dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın ilk duruşması geçtiğimiz gün yapıldı. Duruşma öncesinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı Kayseri'de. Hatta 2000 polis destek istendi. Neyi korumak için? Ya da durun daha güzelini soralım; Kimi neyden korumak için? Sanırsın haklılar, ortada bir suç yok, destek isteniyor. Ben oradaki polislerden biri olsaydım, o anne kucağında evladının fotoğrafıyla, haklılığıyla döverek önümden geçerken, kaldırıp da yüzümü bakamazdım utancımdan. Kadın ne hale gelmiş.. Çökmüş, erimiş.. Hakim karşısına çıkan polis memurları Ali'ye vurmadıklarını, bir kaçı da o akşama dair bir şey hatırlamadıklarını söylemiş. Ve bir karar çıkmadığı için duruşma ileri bir tarihe ertelenmiş..

Görüntülerle sabit olan bir olay hakkında karar veremiyoruz. Ne diyelim? Ali İsmail Korkmaz unutulmayacak… Aşağıdaki fragman gibi bir çok örnekle sürekli yaşatılacak…



21 Ocak 2014 Salı

Haydi Şanlı DirenİŞLER!

Hepinizin bildiği üzre kim ne derse desin bana göre Türküyenin önemli oyuncularından Nejat İşler yaklaşık 3 gündür yoğun bakımda. Öncelikler Allah'tan acil şifalar dilerim. Bu olay bile ne günlere kaldığımızı gösteriyor. Alkol kullanıp kullanmamak bir insanın kendi iradesine kalmış, kimsenin müdehale edemeyeceği, müdehale hakkının dahi olmadığı bir tercihtir. Ve Allah'la o kişinin arasında bir meseledir. 3. tekil şahıslara da "Sağlıksız Beslenme"(!) düşer. Kaldı ki hastalanarak hastaneye başvuran bir insanla ilgili, olayın aslını araştırmadan "Okadar içersen böyle olur" şeklinde yaftalayarak haber yapıp bunu da siyasete malzeme yapmaya çalışmak, daha doğrusu din sömürüsüne malzeme yaparak din'e bağlamaya çalışmak daha hastalıklı bir durumdur. Kimse kusura bakmayacak..

Ki Nejat İşler gerçekte bir oyuncunun olması gerektiği gibi toplumsal olaylara duyarlı, hak arayanların yanında mücadele eden tabir-i yerindeyse adam gibi adamdır. Haklı mücadelemiz Gezi Park'ı direnişinde yanımızda olan, sokakta yatabilecek kadar klasik oyuncu triplerinden ve kaprislerinden arınmış bir adamdır. Ona bu yakıştırmaları ve yaftaları yapanların insanlığını sorgularım. Özellikle de Ali İsmail Korkmaz'ın ölümünün dayaktan olduğunun Adli Tıp raporuyla kesinleştiği ve bir çok kesimin göt olduğu bir dönemde hala bu tip karalama çabaları çok komik..

Çabu iyileş Nejat Abi.. Sensiz eksik kalırız..

6 Haziran 2013 Perşembe

Tencere Tava, Hep Aynı Hava...

Başbakan'ın Gezi Parkı direnişi ile ilgili getirdiği "Tencere tava, hep aynı hava" yorumuna "Kardeş Türküler"'in getirdiği muhteşem yorumu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim... Ağzınıza sağlık...


5 Haziran 2013 Çarşamba

Direniş'in Günlüğü... (Mutlaka Okuyun)

Öncelikle bu konuda yazmak için neden bu kadar beklediğimi açıklamalıyım. Direnişimizin ilk gününden beri facebook, twitter gibi diğer sosyal medya araçlarını olabilecek en etkin şekilde kullanmaya çalıştım ve tüm olayları, iktidarın tüm kahpeliğini aktarmaya çalıştım. Ama benim kendi alanım olan bloguma yazmak için elimde daha çok materyal birikmesini istedim. Tek ve kapsayan bir yazı yazabilmek için...

Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ne güzel söylemiş; "Dahili ve harici düşmanların olacaktır" diye.. İşte bugün, bu "Dahili" düşmanların, hainlerin kimler olduğu günyüzüne çıkıyor teker teker. Gezi Parkı Direnişi'ni hala sadece ağaçların, doğanın tahribatıyla alakalı sanan insanlar var. Gezi parkı'ndaki ağaçların kesilmesine gösterilen tepki yalnızca bir kıvılcımdı. Hükümetin baskıcı politikasına, Tayyip'in diktatörlüğüne, her istediklerini yapabileceklerini düşünmelerine karşı oluşan bir tepkiydi zaten. Ama bunu anlamadılar. Anlayamazlar da zaten. Gezi Parkı direnişi başladığı gün içimizdeki İrlandalıları da fark etmiş olduk.

Bugüne kadar "Haber Kanalı" olarak gördüğümüz NTV, CNNTÜRK. HABERTÜRK vs.. hiçbirinin bir boka yaramadığını, hepsinin göt korkusundan dolayı gerçeği haber yapma cesaretine sahip olmadıklarını gördük. Star Tv hiç utanmadan ilk günün akşamı güzellik yarışması yayınladı. Başbakanın annesi öldüğünde programını yayından kaldıracak kadar duyarlı(!) olan Acun Ilıcalı, Türkiye tarihinde görülmemiş derecede büyük ve güzel direniş ve dayanışmanın olduğu, polisin orantısız güç kullanımıyla yaralı ve ölenlerin olduğu bu önemli tarihi dönemde aynı duyarlılığa sahip olamayıp "Survivor'ını yayınlamaya devam etti. Halk TV ve Ulusal Kanal haricinde kimsenin götü yemedi gerçekleri vatandaşla paylaşmaya. İşin özü budur arkadaş. Dedem daha dün arıyor beni; Oğlum İstanbul'da galiba olay varmış dikkat et karışma" diyor. Düşünün eylemin 6. günüde... Yurtdışı basını bile kendi medyamızdan daha duyarlı davranarak sürekli canlı yayınlarla aktardılar olayları. Ama bu çok iyi oldu. Kimin ne olduğu belli oldu. Sana çok teşekkürler Halk TV. Var ol!

Peki dün ne oldu? Yok efendim NTV'nin ceo'su çalışanlarından özür dilemiş, yok Fatih Altaylı "Çok heyecanlandım, o nedenle soru soramadım affedin" demiş.. Geçeceksiniz bunları. Halkın direndiğini, pes etmediğini gördükten sonra çark ederek özür dilemeniz sizin gerçek yüzünüzü gören halkın düşüncelerini değiştirmez. Aksine sizin riyakarlığınızı pekiştirir. Daha önce defalarca değindiğim bir konudur medya'nın sahip olduğu güç. Bugün buna tanıklık ediyoruz. Medya ilk günden itibaren tarafsız olarak, korkmadan gerçekleri haber yapabilseydi, bugün direnişimizde bambaşka bir yerde olurduk ve birçok insan yaralanmamış, ölmemiş olurdu.

Başbakan çıkıp biz "Muhafazakar Demokrat bir partiyiz" demeyi biliyor. Bu mu demokrasi anlayışınız? Anayasal haktır izinsiz, habersiz eylem yapabilmek. Sen insanların anayasal haklarını kullanmalarını engellemeye çalışıyorsun. Hatanı kendin de bildiğin halde yiğitliğe bok sürdürmemek için üstüne bir de çıkıp kameraların karşısına "AVM yetmez Camii'de yapacağız" diyerek daha da kışkırtıyorsun.. Ama olsun. Daha güzel oluyor biliyor musun? "Evlerinde zorla tuttuğumuz %50 var" diyor. Onlar senin malın mı? Uşağın mı? Türk polisi'ni bu şekilde kullandığını gördük ama. Dünya'nın hiç bir yerinde polis yetkisini bu kadar küstahça kullanmıyordur.  Ki bu kadar yetkisi yoktur da.

Polis'in gazdan etkilenen insana "Gel bir şey yapmayacağız" deyip sonra kafasına nişan alarak ateş ettiği görüntüler yayınlandı. Polis'in evin camını kırarak içeri biber gazı attığı görüntüler yayınlandı. Peki buna ne açıklama geldi? Ne gelebildi? Dünyanın neresinde böyle bir zulüm olabilir? Evde bebğiniz varken böyle bir şey yapıldığını düşünebiliyor musunuz? Beşiktaş'taki çatışmaya, eyleme tanık olmuş biri olarak bunu ilk ağızdan söyleyebilirim. Beşiktaş'ta ertesi gün doğumuyla birlikte ortaya çıkan manzara hiç de polisin orantılı güç kullandığını söylemiyordu. Özellikle yol kenarındaki biriken kanlar... Düşmana saldırır gibi saldırdığı ortadaydı polisin. İşine gücüne, evine gitmek isteyen insanlara bile sorgusuz sualsiz copla vurmak, gözaltına aldığı insanlara polis aracında işkence etmek.. Bunlar mı bizim güvenlik güçlerimizin görevi? Biz başımız sıkışınca bu güvenlik güçlerinde yardım istiyoruz öyle mi? Bence ortada inanılmaz büyük bir problem var bu konuda. Polis nasılsa bana kimse dokunamaz diye düşünerek yetkilerini haddinden fazla aşmış durumda. Ve asıl hükümeti korkutan da kurdukları korku imparatorluğunun sallandığını görmek sanırım. Hala bugün bile bir çok yandaşlarından kıvırmalar geliyor. Çark etmiş cevaplar geliyor. Şu an bile...

Polisin plastik mermi kullanmaya başlamasıyla yaralanan vatandaşlar camiilere sığındılar. Fakat AKP bunu bile "Din elden gidiyor!" propagandasına dönüştürerek sanki eylemciler camiilere zarar veriyormuş gibi göstermeye çalıştı. Yandaş medyası emrinde bekliyordu zaten. Gezi parkında, Gümüşsuyu'nda, Beşiktaş'ta, her nerede eylem olursa olsun her yere her şeye zarar veren polisti. Sivil kılığında dükkanlara taş atan, yakan yıkan polisti. Bunu zaten bakın eylemciler yaptı diyebilmek için yaptılar. Çünkü gerçek eylemcilerin öyle bir derdi yok. Onlar sadece tepkilerini göstermek, eylem yapma haklarını kullanmak istiyorlar. Herhangi bir şeye zarar vermek değil.

Ama tabi yandaş medya, kısacık değindiği haberlerinde bu durumda "Göstericiler", "Eylemciler", "Öfkeli kalabalık" şeklinde sanki haksız bir grupmuş gibi yaftaladığı için insanların bilinç altında sanki yanlış yapan halkmış gibi bir algı oluşturuldu. Oysa işin gerçek yüzünü bilenler hiç de öyle davranmadılar. İnsanlar camlarının önüne süt, limon, yiyecek koydular. isteyen, ihtiyacı olan alabilsin diye. Yaşını almış teyzeler bile eyleme destek verip sokaklara döküldüler. Canlarım onlar benim. Yoğun biber gazından etkilenen bir martı düştü yanımıza. Doğaya verdiğin zararın bilmem farkında mısın hükümet? Bu insanlar doğa için, özgürlükleri için mücadele veriyor seninle! Sen doğayı koruduğunu iddia ederken verdiğin zararın farkında mısın? Ellerinde ilaçlı sularla sokak hayvanlarının yüzünü gözünü silen insanlar.. Sizlere çok teşekkür ediyorum. Helal olsun!

İnsan doğası gereği toprak, yeşillik olan yerlere ihtiyaç duyar. Bu doğa'dır. Ne kadar gelişmiş olursa olsun medeniyet, bunu yapmak, muhafaza etmek zorundasın. Daha fazla nemalanacağım diye daha çok avm yapma heveslerin uğruna doğayı yok etmek katliamdan başka hiç bir şeyle açıklanamaz. Size çok güzel bir örnek;
Dünya metropollerinden biri olarak kabul edilen Londra'da Avm sayısı yalnızca "1". İstanbuldaysa tam "93".

"Sadelik gelişmişliğin en üst seviyesidir."

Sen reyhanlı'daki saldırıları açıklayama, alkolü yasakla, onu bunu yasakla, her şeye baskı yap, medyayı kısıtla.. Sonra diktatör değil de halkının hizmetkarı olduğunu iddia et.. Reyhanlı'daki saldırıların ardından reyhanlı'nın 40 kilometre yakınına kadar gidebilip, reyhanlı halkıymış gibi gösterilmek için Şanlı Urfa'dan getirilen halka konuşma yaptığı ortaya çıktı başbakanın. Hiç şaşırmadım. Noldu? Reyhanlı'ya gitmiş oldu değil mi?

Bu halk baskıya karşı direniyor! Bu halk özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı direniyor! Kendi ülkesinde böyle bir ayaklanma varken bir başbakan yurtdışına gidip başka bir ülkeye demokrasi tavsiyelerinde bulunur mu? Böylesine komik ve ironik bir şey olabilir mi?

Başbakan'ın açıklamalarından biri de Twitter'ın bir bela olduğu. "Twitter diye bir bela var" dedi. Kendisi için bir bela niteliği taşıdığına inanıyorum evet. Çünkü insanlar gerçekleri oradan öğrenip tepkilerini gösterebildiler. Yandaş medyaya bağlı kalsalardı başbakanın arzuladığı gibi; hala mehmet amca'nın 53 yaşında olup şimdiye dek 1 evlilik yaptığını öğreneceklerdi izdivaç programından. İşine gelmesini beklemiyorduk tabi. Tabii ki bela Twitter!

Kabul etmeliyim ki ben de bu ülkeden artık bi bok olmaz, insanlar koyun gelmiş koyun gider, bu millet uyanmaz, çok apolitik bir gençlik yetişiyor diye düşünenlerdendim. Gerçek anlamda bu ülke insanına karşı inancımı yitirmiştim. Ama bana bunun ne kadar yanlış olduğunu gösterdiler. Şiddet uygulamaya koşan polisin önüne, işine son verilmesini göze alarak belediye otobüsünü çekip barikat kuran İETT şöförü. Adını bilmiyorum ama bu halk seni ve bu yaptığın onurlu hareketi hiç unutmayacak. Sana teşekkür ediyorum.

Yıllardır aralarında bir çok kez düşmanlık olduğu iddia edilen futbol taraftarları bile böyle bir şeyin olmadığını çok güzel ortaya koydular. Ben bir Beşiktaş'lı ve Çarşı'lı olarak bundan gurur duyuyorum. Beşiktaş'lısı, Galatasaray'lısı, Trabzonspor'lusu, Fenerbahçe'lisi.. Hepsi tek yürek olup direnişe katıldılar.

Ve sonunda ne oldu? Yağmalıyorlar, zarar veriyorlar diye yaftaladıkları direnişçiler; polisin, güvenlik güçlerinin müdehalesiyle darmadağın olan meydanı sokakları el birliğiyle temizleyip çöpleri topladılar. Ankara'da İ. Melih Gökçek'in direnişçiler taş atsın haksız konumuna düşsün diye sokaklara yığdığı taşları bile kimse atmayıp, poşetleyip yine kenara koyarak kapak gibi cevap verdiler. Demek ki neymiş? Gerçekten konu duyarlılıkmış.. Gezi parkı'ndan yayılan bu güzel toplumsal hareket ülkenin neredeyse tüm şehirlerine yayıldı. Hiç beklemediğim Kayseri bile inledi "Hükümet İstifa" sloganlarıyla. İşte bu, bu ülkenin bir olduğunda yapabileceklerini, gücünü ortaya koyuyor. Alman gazetesi bile şu başlığı attı;
"Barbar dediğimiz Türkler doğa için savaşıyor." Bu bile beni çok onurlandırdı.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, bu ülkeyi boşuna siyasetçilere, bilmem kimlere değil de gençlere emanet etmemiş.. Ben daha özgür, daha demokratik, Atatürk ilkelerine bağlı bir ülkede yaşayabilmek, çocuğumu böyle bir ülkede yetiştirebilmek adına bu eyleme, bu direnişe sonsuz destek veriyorum. Diren gezi parkı! Güneşli güzel günler yakında!