Sayfalar

çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2014 Pazartesi

Nostalji Vol#7 - Sevgili Lego...

Çocukluğum çok güzel zamanlara denk geldi benim. Hatta daha da eski zamanlarda yaşamayı; 68 kuşağındaki gençlerden olmayı bile isterdim mesela. Bizim zamanımızda bu dijital işler yeni yeni başladığı için çoğunlukla zamanımızı kendi icad ettiğimiz oyunlarla sokakta ya da evde legolarla oynardık. Geçtiğimiz günlerde küçük bir kızın Lego şirketine yazdığı mektuba rastladım. Ve bu zamana kadar hiç o açıdan düşünmediğimi fark ettim. Kız mektubunda özetle; üretilen lego konseptlerinin neredeyse hep erkek çocuklarına yönelik olduğunu ve kızlara uygun konseptler istediğini dile getirmiş. Böylesine samimi ve masum bir isteği gayet medeni bir şekilde mektupla dile getirmesi bence çok güzel olmuş.. Buyrunuz mektubun tam metni…

"Dear Lego company:
My name is Charlotte. I am 7 years old and I love Legos, but I don’t like that there are more lego boy people and barely any Lego girls. Today I went to a store and saw Legos in two sections, the pink girls and the blue boys. All the girls did was sit at home, go to the beach, and shop, and they had no jobs, but the boys went on adventures, worked, saved people, and had jobs, even swam with sharks. I want you to make more Lego girl people and let them go on adventures and have fun, ok!?!"

Thank you.

From Charlotte.


11 Nisan 2013 Perşembe

Olsaydın Sen de Keşke...

Gözlerinizi yavaşça kapatın.. O kadar yavaş olsun ki, kirpikleriniz göz yaşınızla ıslanmış teninize değdiğinde oluşan sesi bile duyabilin. Artık karanlık. İstediğiniz renge boyayabilirsiniz. Çocuk olun mesela tekrar. Sabah gün ışığı yanağınıza vurup uyandırsın sizi ve annenizin özene bezene hazırladığı kahvaltı sofrasından bir dilim yağlı ekmek çalıp sokağa atın kendinizi. Çoktan başlamış olsun sokaktaki cıvıltı, hatta geç kalmış olun oyuna.

Çarçabuk arkadaşlarınızın arasına karışıp günün enerjisini boşaltmaya başlayın öğlen güneşi ve annenizin tembihleri başınıza geçmeden. Oyun bitince; bitmez ya, ara verilince Aysel Teyze'nin bahçesine dalın cümbür cemaat.. Ama sessizce. Mutlaka vardır her mahallede bir Aysel Teyze ve bahçesi korkmayın.. Erik çalın, elma çalın.. İçinizde bulunan doğuştan günah keçisini ağaca çıktığı an adını haykırarark ispiyonlayın ve kaçın.. Peşinizden gelip sitem ettiğinde herkes falazdan birer erik versin tatlıya bağlayın.. Öğle vaktine doğru eve çağrılın sonra... Kapıdan girer girmez apartmandaki komşuların dedikodu sesleri kulağınıza, annenizin onlara yaptığı türk kahvesinin kokusu burnunuza çarpsın. Doğruca elinizi yüzünüzü yıkamak için banyoya yollanın ki bir de annenizin eli çarpmasın.

Öğlen uykusuna yatırılın sonra. İstemeyin hiç. Ama yatırılın. İlerde ofiste sabahlayacağınız iş temposunda o günlerin kıymetini anlayacağınızı bilmeden yatmamak için direnin.. Yorgun düşüp uyuyakalın sonra. 2 saat sonra bir komşu kahkasıyla uyandığınızda sokaktaki maç başlamak üzere olsun. Uyku sersemi ilk golü kaçırdığınız için kızsın arkadaşlarınız size. Ama bilsinler yetişmek isterken maça merdivenlerden koşarken giymeye çalıştığınızı ayakkabılarınızı.. Hatta 1-2 basamak yuvarlandığınızı.. Ama aranızda kalsın..

Kim daha yüksek sesle annesini çağırabilecek diye basbas bağırın ve balkona çıkartın sinirlendirdiğiniz annenizi.. Sabahtan akşama kadar boka batmış tipinizi görünce sinir falan kalmayacaktır zaten merak etmeyin. Sonra "Bozuk para var mı?" diye miyavlamaya başlayın bozuk para olduğu halde daha fazlasını vereceğini bildiğiniz annenize.. Arkadaşlarla abur cubur partisi yapın sonra.. Abur cuburun dibine vurun, kafanız gazozdan çakır keyif olsun.. Aşağı mahallenin çocuklarıyla didişin ve cipsine hatta taso'suna maç yapın.. Kazanırsanız eğer mahallesinin onurunu ayaklar altına alınmaktan kurtaran askerler gibi, elinizde cips paketleriyle göğsünüz dik gelin mahallenize.. Havanın kararması yada ezan okununca ezandan daha çok mahallede adınızın yankılanması sizi yolunuzdan döndürmesin. Annenizdir merak etmeyin.

Havanın kararması pek çok anlama gelebilir ama bir çocuk için saklambaça uygun koşullar oluştu anlamına gelir unutmayın. Yorgun düşene, yorgunluktan annenizin kızmalarını, "Babana söyliycem"'lerini duyamayacak hale gelinceye kadar oynayın.. Aynı yere saklanmayın ama.. Olmaz öyle..

Ve Sonra.. Sonra eve gelin.. Yıkasın sizi anneniz.. Ya da kendiniz yıkanabiliyorsanız aferin.. Süzülsün bacaklarınızdan tüm günün eğlence tozları. Çamur ya da kir değil onlar asla.. Yıkanın ki yarın yine kirlenmenin tadı, anlamı olsun.. Sonra dünyanın en güvenli yerinde yastığa koyun başınızı. Yaşayın.. Bunları yapamayan çocukları, belki de her şey yolunda gitseydi sizin gibi olacak olan, sizinle bu güzellikleri paylaşabilecek olan, çocuk mantığıyla bakkaldan alınanlar 3'e bölünecek diye düşünseniz de hayatınıza tahmin edemeyeceğiniz güzellikler katabilecek ölü doğan kardeşinizi düşünün.. Onun için de yapın bunları...

Açın gözlerinizi.

9 Nisan 2013 Salı

Nostalji Vol#2 - Ciklet Kavanozundaki Cennet Kokusu...

Bazen dün sabah ne yediğimi hatırlamakta güçlük çekerken, çocukluğuma dair yığınla abuk sabuk görüntü var hafızamda. Aslında abuk sabuk değiller. Sadece bana sempatik gelen ve başkası için hiç bir şey ifade etmeyecek görüntüler. Yaşandığı an çok komik olan ama birine anlattığınızda kısa bir sessizlik yaratan anılar gibi. Nedenini bilmiyorum ama sanırım koku hafızasıyla ilgili bu. Sizi etkileyen bir durumda o an çalan müzik ve ortamdaki koku hafızanızın bir çekmecesine ilişiyor mutlaka ve seneler sonra aynı müziği ya da kokuyu duyduğunuzda üşüşüyor zihninize...

Örneğin çocukluğumda Bakkal Ahmet amca vardı. Dükkanın önündeki yola gömülü parlak bir borunun üzerinden atlayarak dükkana girebilirdiniz ve dükkan ahşap bölmelerden oluşurdu. Şekerli ve şekersiz cikletleri karıştırıp koyduğu büyük kavanozun içine kafamı sokup derin bir nefes almayı o kadar severdim ki, bazen bakkala gidelim diye tutturmamın tek sebebi bu olurdu. O zaman ki mantığıma ve saflığıma göre eğer cennet diye bir yer varsa kesin o kavanoz gibi kokuyordu. Ve "Ciklet" demek "Sakız" demekten her zaman daha samimi gelmiştir bana...

Bu sadece sıradan bir örnek. Mahallede bir olay mı oldu? Ya da benim hayatımda? Ben nedense olayla birlikte abuk sabuk detay görüntüleri de hatırlıyorum. Örneğin Ahmet amca'dan aldığımız çekirdekleri çitleyerek komşu kavgasını mı izliyoruz diğer çocuklarla? Hepsini sorguya çekin.. Kavgayı ballandıra ballandıra anlatırlarken kazayla bana sorsalar o esnada karşı balkondaki bir enteresanlığı anlatıveririm...:)

Ama çok özlüyorum. Normal bir insanın nostalji özleminden kat kat fazla. Geçmişe bağlı yaşanmamalı tabii ki ama ben kopamıyorum ve ne zaman eskiler konuşulsa böyle detaylar at koşturuyor beynimde. Hani tost yerken önce iki kenardan da birer ısırık alırsın da tam ortada löp bir yer kalmışken bir arkadaşın gelip "Bi ısırık alayım mı lan" diyerek orayı götürür ya? İşte bu acıyla kıyaslanabilir geçip giden yılların acısı..:)