28 Eylül 2013 Cumartesi

Bir Uykusuzun Rüyası Vol#22

Ay ışığı.

Yağmur; intihar süsü verdiğim odamda, annemin oda sıcaklığındaki gözyaşı gibi yüzüme damlıyor yine. Önceleri yoklar gibi ve sonra tüm iştahıyla. Ve ay ışığı. Sahnenin en arkasındaki önemsiz bir figüranın bozuk spotu kadar ilgi gösteriyor bana. O da farkında. Ölüyorum.

Vücudumda direnç namına kalan ya da hala yaşayabilmek için umut besleyen son hücreler, dudaklarıma denk gelen suyun gerçekçiliğiyle tekrar umutlanıyor. Yılların nefretinden daha büyük bir his var artık içimde. Açlık...

Son kez bayılmadan önce Eskişehirde olduğumu anımsıyorum. Bulanık rüyaların arkasında saatten ne kadar kum aktı yada kırılan kum saatinin parçaları nereye saçıldı bilmiyorum. Ama tepenin ardından süzülen sarılık ve notalara karışan yemek kokusu kumların hala yanıbaşımda olduğunu gösteriyor. Sanırım artık dibe ulaştım. O'nun istediği de buydu ve oldu işte. Beni izliyor mu yine bilmiyorum. Ama etrafımda duyduğum onca karganın arasında Maça'nın da olmadığının garantisini kimse veremez..

Artık kalan enerjimi dipteki sıçramaya saklamalı ve şehre ulaşıp bir şeyler yemeliyim. Bilmediğim sokaklarda tanımadığım insanların arasında açık yaralarımla dolaşmak hiç kolay olmayacak. Ama bu ders olsun bize. Bir intikam için öncelikli olan güzel bir kostüm ve amacından sapmayan bir maskeymiş. Gözlerinize kadar görevini yerine getirmesi yeterli. Ancak şuan üstü başı yırtılmış ve hala kanayan yaraları olan bir serserinin önce gözlerine bakılacağını düşünmediğimden telaşlanmıyorum.

İnsanın annesi onu en olmadık zamanlarda arıyor ve insan annesini en olmadık zamanlarda özlüyor. Ben onu hep son bakışıyla hatırlıyorum. Aklımda daima onun gözlerindeki ışığın sönüşü ve babamdan alana kadar her günün kıvılcımıyla büyüyen intikam duygusu..

Babam.. Benden çocukluğumu, annemi ve uykularımı çalıp yerine mum alevinin ışığında sürdürmeye çalıştığım yolculuğu bahşeden adam..

Seni bulmadan uyumayacağım.

13 Eylül 2013 Cuma

Açık Mektup..

Kadınım..

Bu yazıyı biraz geç yazabiliyorum sana. Affet. Ne benim için önemsiz olduğundan ne de başka sebepten.. Gerçekten aradığım vakti anca bulabildim. Tam bir hafta önce belki de en önemli sorumluluklardan birini aldın omuzlarına. Hem de 26 adet, sevimli, şapşal tatlılığında...

Bu sene 1. sınıfları okutuyorsun. Hayatlarında annelerinden başka kimseye güvenmeyi bilmeyen bıdıklara ikinci anne olup, ana koynundan başka sığınak bilmeyen kuzulara yuva yapıyorsun sınıfını, evini. O kadar önemli ki yaptıkların, yapacakların.. Çocuklarının, bu ülkenin zihin olarak parlayacak başarı elçisi olması da, tecavüzcü ya da katil olması da senin ellerinde..

En önemlisi düzgün birer insan olmaları.. Senin dokunuşlarında saklı her şey. Şimdiden değeri anlaşılan ve paylaşaılamayan..


Senden eşin olarak can-ı gönülden tek bir isteğim var;

Öyle güzel dokun ki onlara, Sen ne yazarsan onun okunacağı tertemiz zihinlerine öyle güzel işle ki insan olmanın ve iyi olmanın inceliklerini, şuan ki karanlığımızda en azından ileride bir ışık olabileceğine dair umudumuz olsun. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK sevgisini, onun çizdiği yolu ve doğrularını öylesine kazı ki o ufacık kalplerine, ateş böcekleri gibi parlayarak yol göstersinler bizden sonrakilere.. Biz ki bir ağaç uğruna zannedilen haklı mücadelemizde sonuna kadar veriyoruz savaşımızı, başta Gezi Parkı olmak üzere sökülen her ağaç ve karartılan her yaşam için yeni fidanlar yetiştirmek senin görevin.. Bizim görevimiz.. Ali İsmail Korkmaz'lar, Ethem Sarısülükler izliyor bizi biliyorsun. Bir parça huzura ermeleri için bile daha özenli yetiştir onları.. Temellerini sarsamayacakları yeni bir orman yaratacağız birlikte. Ve her şey bir ağaç için olacak..

Evet, belki biz göremeyiz, ama bu değil mi zaten yaşama amacımız? Hep daha iyiye, daha güzele gitmek?

En ufak kuşkum yok bunları yapacağına dair. Sana sonsuz güveniyorum. Ve tüm bunların ardından sana ışık dolu güzel bir eğitim yılı diliyor ve öğrencilerinin teker teker gözlerinden öpüyorum.

Kocan.